İnsan hakları, özgürlük, laiklik, inanç özgürlüğü gibi kavramlar evrensel görünse dahi bu kavramların ve kavramlara yüklenen anlam toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Kırklareli’de bu kavramlara bakış açışı ne yönde?

Devlet ve amacına dair farklı açıklamalar mevcut olsa da en temelde; devlet, insana hizmet etmesi amacıyla oluşturulmuştur. Önceleri; aynı coğrafyada yaşayan, aynı dili konuşan, aynı inancı benimseyen insanlar bir araya gelerek kendi devletlerini oluşturabilmiştir.


Zamanla coğrafi koşullar, iklim değişiklikleri, savaşlar, göçler ve benzeri sebepler farklı insan topluluklarının bir arada yaşamasına neden olmuştur. İnsanların farklılıklarıyla bir arada yaşayabilmeleri için hak ve özgürlüklerini kendi rızalarıyla devrettikleri bu kurumlar aydınlanma, reform hareketleri ve teknolojinin gelişmesiyle hukuk devleti formu kazanmaya başlamıştır. Modern anlamda devletin amacı, kişinin hak ve özgürlüklerini, yurttaş adı verdiği, otoritesi altında bulunan kişilere sunabilmektir. Bu özgürlükleri sunarken, eşitlikçi ve adil davranmak zorundadır.


Avrupa’ya giden genç aydınlar geri döndüklerinde toplumda Müslüman olanlarla olmayanlar arasında yaşanan eşitsizlikler, padişahın sınırsız gücü gibi konularda bir takım değişiklikler yapılması için harekete geçtiler. Bu hareketlenme 1808 yılında devletle zengin toprak sahipleri arasında Sened-i İttifak sözleşmesinin imzalanmasını sağladı. 1876 yılında ilan edilen Birinci Meşrutiyet ile birlikte padişahın yetkileri dağıtılmış, anayasa ilan edilmiş, kişilere birçok kişisel ve siyasal hak verilmiştir. 1908’de ilan edilen İkinci Meşrutiyetle birlikte 1876 Anayasası yeniden yürürlüğe girmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında yapılan 1921 Anayasası’nı takiben, Savaş sonrasında 1924 Anayasası’nda ilgili çalışmalar realiteye dönüştürülmüştür. İnsan hakları düşüncesinin yerleşmesinde güçlü bir hukuki zemine dayandırılması gerekliliğinin altı çizilmiştir. Türk topraklarındaki insan hakları süreçlerine bakacak olursak; 1961 Anayasası ile birlikte ülkemizde insan haklarını korumaya yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi, İkinci Meclis, Yüksek Hâkimler Kurulu gibi kurumların işlevsel hale getirilmesi, insan hakları konusunda yalnızca düşünsel değil uygulamada da adımlar atıldığını ortaya koymuştur. Hâlihazırda yürürlükte olan 1982 Anayasası ise, insan hakları konusunda en temel belge niteliğinde olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi referansları ile hazırlanmıştır.


İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte insan hakları düşüncesinin yalnızca devlet-vatandaş ilişkisiyle sınırlandırılamayacak bir olgu olduğu ortaya çıktı. Savaş sonrası 1945 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Antlaşması da bu evrenselliğin ilk ciddi işareti olarak kabul edildi. Birleşmiş Milletlerin kurulmasından sonraki dönem, insan hakları düşüncesinin evrensel boyutlarda geliştirilmesi, iyileştirilmesi çalışmalarını içermektedir. 10 Aralık 1948’de imzalanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, sürecin ilk basamağını oluşturmuştur. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi başta yaşama hakkı olmak üzere bireyin diğer sahip olduğu hak ve özgürlüklerini korumaya yönelik birçok düzenlemeye sahiptir. Türkiye bu bildirgeyi 1976 yılında imzalamıştır. Genel özellikleriyle felsefi bakış açısı ve ideolojik oluşum süreciyle bağlantılı olarak insan hakları, literatürde farklı grup ve kuşaklar altında incelenmektedir:


Birinci Kuşak Haklar; Batılı demokratik ülkeler tarafından desteklenen haklardır.


Üçüncü Kuşak İnsan Haklar; Kaynağı doğal hukuk ilkelerine dayanır. İnsanların dayanışma hakları olarak bilinmektedir. Gelişimi hala devam etmektedir. Süreç içerisinde değişen insan onuru doğurmuştur. Birinci ve ikinci kuşak hakların örgütlü bir şekilde talep edilmesinin ürünüdür denilebilir. Bu haklar bütün halkların hakları olarak talep edildiğinden kolektiftir. Dünya üzerinde gelir dağılımındaki dengesizlikler, iç savaşlar, terör, doğal dengenin bozulması ve daha birçok neden yeni haklar ve onların kolektif bir anlayışa bürünmesi sonucunu yaratmıştır.


Negatif Haklar: Devletin müdahale etmemesi gereken haklar negatif haklardır. Temelinde özgürlük düşüncesi olan haklardan kişiler mahrum bırakılamaz. İnsanın din ve vicdan hakkı, ifade özgürlüğü hakkı, özel hayatının özel kalması hakkı, istediği partiyi destekleme hakkı negatif haklardan bazılarıdır.


Pozitif Haklar: Devlete pozitif anlamda sorumluluk yükleyen ekonomik, sosyal ve kültürel haklardır. Temel insan ihtiyaçlarına karşılık gelen ve hak ve yükümlülük ilişkisinin daha somut bir biçimde göründüğü pozitif hakların yerine getirilmesi devletin imkânlarını kullanmasıyla da ilgilidir. Her devlet vatandaşlarının temel ihtiyaçları için belli standartlar yaratmak zorundadır. Eğitim, sağlık, sosyal aktiviteler, güvenlik gibi konularda standartların sürekli iyileştirilmesi gerekmektedir.