Kırklareli’de olmanın en sevdiğim yanlarından biride ağabeyimle Pazar günleri yaptığım sohbetler. Çoğu kez açık açık birbirimizle dertleşmesek de karşılaştığımız bir kitap alıntısı, bir film repliği ya da duyduğumuz kısa hikayelerden çıkarttıklarımızla kendimizi açabiliyoruz. Bu sohbetler esnasında düşünmeden edemediğim şeyler oluyor.
Aynı ev içinde, aynı şartlarda, aynı kolaylık ve aynı zorluklar içerisinde yaşıyoruz. Ama hayat çizgimiz aynı noktadan başlamış olsa bile farklı ve keskin yönlere doğru ilerliyor.
Yine böyle bir sohbet esnasında internete ödediğimiz paranın boşa çıkmadığı tek yer olan Barış Özcan’ın videoları hakkında konuşuyorduk. Bir videosunda şunlardan bahsediyordu; “1989’da Pasifik Okyanusu’nda alışılmadık bir ses duyuldu. ABD tarafından okyanusun çeşitli bölgelerine özel mikrofonlar döşenmişti, hidrofonlar.
Sovyet denizaltılarının sesini duyabilmek için. Fakat soğuk savaş sona erdikten sonra artık bu mikrofonlar bilim insanları tarafından kullanılmaya başlamıştı. Gezegenimizin içinde başka bir gezegen gibi olan okyanusun derinliklerinden gelen seslere, özellikle de balinalardan gelenlere kulak veriliyordu.
İşte 1989’da duyulan o ses, bu mikrofonlar sayesinde tespit edildi. Ancak onu kaydeden kişi bu kez bir farklılık olduğunu hissetmişti. Teknik ölçümleri yaptıktan sonra bu fark kesinleşti. Sesin frekansı 52 Hertz idi. Oysa balinalar 15-25 Hertz aralığında ses çıkartır.
Sonraki yıllarda yapılan ölçümlerde aynı ses defalarca duyulup kaydedildi ve anlaşıldı ki bu ses tek bir kaynaktan geliyor. Tek bir balinadan. Tahminen bir fin balinası ya da mavi balinadan. Belki de ikisinin karışımı hibrit bir tür. Bilim insanları çıkardığı sesin frekansının 52 Hertz olmasından ötürü ona “52 Mavi” adını verdiler.
Bazıları da bu frekansta ses çıkaran başka hiç bir balina olmadığı için ona “dünyanın en yalnız balinası” dediler. Balinalar ses çıkartır mı? Yönlerini tayin etmek, yiyecek bulmak, birbirleriyle iletişim kurmak için bu sesleri çıkarıyorlar. En önemlisi de kendilerine bir eş bulabilmek için.
Eşlerine şarkı söylüyorlar. Ne kadar romantik değil mi? Şu bilgiyi verince bakalım aynı şekilde düşünebilecek misiniz? Erkek mavi balinaların sesi o kadar güçlü ki seslerinin şiddeti 180 desibeli geçiyor. Yarım kilo dinamiti 5 metre ötenizde patlatınca duyacağınız sesin şiddeti bu.
Dolayısıyla dünyanın bu en büyük cüsseli hayvanları aynı zamanda dünyanın en yüksek sesli hayvanları. Bu sayede okyanusta 1100 km uzaktan bile bu sesler duyulabiliyor. 52 Mavi adındaki bizim balina da işte bu sayede yıllardır izleniyor.
İzleniyor derken bugüne kadar onu görebilen kimse yok. Ama çıkardığı sesler çok tutarlı. Hareketlerinde de herhangi bir gariplik yok.
Diğer mavi balinalar gibi günde 30 ila 70 km yol kat ederek Alaska’dan Meksika’ya kadar uzanan göç yollarını takip ediyor. Araştırmacılar onun seslerini tam 12 yıl takip ettikten sonra bilimsel bir rapor yayınlamışlar. Raporda diyor ki: “Benzer karakteristiklere sahip başka hiç bir çağrı duyamadık. Her seferinde sadece bir ses.
52 Hertz frekansında bir çağrı. Onunla çakışan herhangi bir cevap çağrısıysa, hiç olmadı.” Koskoca okyanusta, tek başına, yapayalnız bir balina. Çıkardığı sesleri diğerleri duyamıyor.”
Bizde böyle değil miyiz? Belki 52 Mavi gibi aynı türden olduğumuz varlıklara sesimizi duyurabiliyoruz ama anlaşılamıyoruz. Dünya bizim için koskoca bir okyanus ve yaralarımız, kırgınlıklarımız, yaşadıklarımız hatta ve hatta bazen iyi yanlarımız 52 Hertz kimseye duyuramıyoruz.
Size de olmuyor mu içinde bulunduğunuz durumu insanlara anlatmak için dünya üzerinde bulunduğunuz durumu anlatabilecek bütün kelimeleri kullanmanıza rağmen anlaşılmamak.
Anlaşılmamaktan yakınsam da sesimi duyurmak bu hayata bana en iyi gelen şey. Bir şeyler hakkında konuşurken aklımda olup da dilime dökemediğim noktalarda frekans yükseliyor. Ve beni sadece ben duyuyorum.