Kırklareli’de gazeteciliğe başladığım günden beri dikkatimi çeken en büyük konu afet gazeteciliği. Dünya çapında isim yapmış 2700 uzmanın katkıları ile hazırlanan, UNESCO, Dünya Bankası, Amerikan ordusu ve Rockefeller Vakfı gibi önde gelen pek çok kuruluş tarafından desteklenen 6700 sayfalık ‘State of the Future’ (Geleceğin Durumu) başlıklı rapor küreselleşme ve iletişim teknolojilerinde yaşanan baş döndürücü gelişimin sonuçları ile birlikte olağanüstü durumların (afetlerin) tüm dünyada var olan medeniyetlerin sonu olabileceğini anlatmaktadır. Raporda; su, yiyecek ve enerji kaynaklarında yaşanan yoksunluklar, doğal afetler ve iklimler değişikliği ile birlikte hava koşullarındaki değişimin yoğun can kayıplarına hatta devletlerin yıkışmasına kadar gidebilecek sonuçlar doğurabileceğinin altı çizilmektedir.

Gazete sayfaları incelendiğinde her gün bir afet haberi ile karşılaştığımızı görmek mümkündür. Nicel olarak afet haberi çokluğu gazetelerin bilgilendirme ana değişkeni olarak kabul edilirse; bu bilgilendirmeye karşı yoğun can ve maddi kayıpların yaşanması bir tezatlıktır.

Aynı zamanda afet denilince sadece ‘deprem’ olgusunun anlaşılması başka bir sorundur. Haber kaynakları ve aktörlerinin seçim süreci ile haber metni içerisinde kullanımındaki magazinel yaklaşım ise afet haberciliğinin etik boyutunu öne çıkarmaktadır. Bunun somut örneği afetzedelerin görsel şova dönüştürüldüğü haber içerikleridir. Alanla ilgili yapılan çalışmalar benzer içerik ve söylemlerin sık tekrarının afet risk ve tehlikeleri ile baş edebilme sürecine katkı koymadığını göstermektedir.

Bu olgular afet haber anlayışındaki değişmeyen yaklaşımın çok iyi irdelenmesi gereğini ortaya koyar. Bu nedenle, afet, afet yönetimi, afet haber aktörleri, ekonomik ve toplumsal dinamikler konusunda donanımlı ve analiz yeteneğine sahip modülü içeren bir haber üretim süreci uzmanlaşan gazetecilik alanlarına ‘afet haberciliği’ uzmanlık alanına da dâhil etmeyi gerektirmektedir.

Afet haberciliği; risk toplumlarının karşı karşıya kaldıkları olağan üstü durumlar konusunda habercilerin uzmanlaşmasını, ilgili bilgilere ulaşırken afet öncesi, müdahale ve iyileşme sürecinde; hangi haber kaynak ve aktörlerinin kullanılacağı, oluşturulan haber içeriklerinde nasıl yer alacağı ve haber yaklaşımının nasıl olması gerektiğini açıklar.

Toplumbilim kuramcıları Marx, Durkheim ve Weber yazılarında toplumsal değişimin devingen sürecinin modern toplumlarda da işlevselliğini sürdüreceğini ifade ederler. Ancak modernitenin değişim hızı, sadece bilimsel ve teknolojik alanda değil aynı zamanda modern kurumların doğası ile birlikte küresel boyutta kendini göstermekte ve daha önceki değişim hızının çok çok ötesindedir.

Bu hız, insan hayatını teknolojik gelişmelerle kolaylaştırırken aynı anda ansızın adını bile söyleyemediğimiz bir virüs salgını ile hayatımızı cehenneme çevirebilmektedir. Hâlbuki toplumsal değişime neden olan endüstriyelleşme, gelişen internet ve bilgi teknolojisinden beklenti toplumları çok daha mutlu ve güvenli bir ortama kavuşturmasıdır. İngiliz sosyolog Giddens bunu modernliğin iki boyutu olarak tanımlamaktadır.

Sanayileşme ile beraber kentleşme süreci ve sonrasında yaşanan çevre sorunları modern tüketim anlayışı ile birlikte pek çok risk ve tehlike olgularını da beraberinde getirmiştir. İnsanın doğa üzerindeki egemenliğinin artması ve çıkarları için doğayı dönüştürme çabası çevreye yönelik tehditleri ve belirsizlikleri de artırmaktadır.

Modern sanayi toplumları rasyonelleşme ve endüstriyelleşme ile birlikte doğa üzerindeki hâkimiyetini artırmış ve doğadan gelebilecek tehlikelere karşı kendini koruma yönünde büyük adınlar atmıştır. Örneğin büyük paralar harcayarak kendini sellerden koruyacak sistemler oluşturmuştur. Ancak doğa ile mücadele sürecinin olumsuz yan etkileri de beraberinde gelişmiştir. Endüstriyelleşme sürecinde doğaya bırakılan tonlarca atık nedeniyle insanoğlu, kendi eliyle yarattığı farklı afet türlerinin (teknolojik afetler) ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Modernite sonrası toplumsal değişim sürecinde tehlike ve risk kavramlarının içerikleri de değişmiştir. Yaşadığımız dünyada ekolojik sistemde yaşanan sorunlar sadece belirli coğrafyaları değil tüm dünya insanını ilgilendirmektedir. Geldiğimiz noktada, modernite sonrası toplumda yaşananlar, hızlı değişim süreci ile modernite kurum ve olgularının risk olarak algılandığı ‘risk toplumu’ yaklaşımını tanımlamaktadır. İlk olarak Alman sosyolog Ulrich Beck tarafından dile getirilen bu kavram ile içinde yaşadığımız dünyanın çok daha tehlikeli ve şiddete meyilli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Risk toplumu geliştikçe riskten olumsuz etkilenenler ile ondan yarar sağlayanlar arasında çatışma da artmaktadır.

Risk tanımlarını yapanlarla riskten etkilenenler arasındaki farklılıklar sınıf toplumundan farklı olarak kısmi bir kutuplaşmaya da neden olmaktadır. Çünkü risklerden küresel anlamda herkes etkilenmektedir. Risk toplumu kavramı bu bağlamda topluma ve kurumlarına farklı bir bakış açısı ve bir eleştiri getirmektedir. Ayrıca Ulrich Beck, risk toplumu ile ilgili sosyal teorinin kalbine modernleşme sürecinin merkezi noktasında yer alan kitle iletişim araçlarını yerleştirir.