Aile üyesinin hastalanması, bütün aile üzerinde psikososyal etkilere neden olur. Hastalığın ani ya da sinsi başlaması, hastalığın seyri (ilerleyici ya da dalgalı seyir), hastalığın sonlanımı (ölümcül olması ya da olmaması gibi) neden olduğu yeti kaybının (örn. zihinsel, duyusal, fiziksel kayıplar gibi) yanı sıra ailenin kültürel özelliği, değerler sistemi, yaşam döngüsü evresi ve hasta bireyin ailedeki rolü bu etkilenmeyi belirleyen başlıca faktörlerdir. Kırklareli’de çevrenize baktığınızda tanıdıklarınız ağızından ‘aynı babası, aynı annesi’ tarzında cümleler duyabilirsiniz.
Bazı aileler hastalık için fazlaca harcar, en basit sağlık epsorunlarına bile büyük duygusal önem verirken bazı aileler ise ağır sağlık sorunlarında dahi fazla efor harcamaz, ihmal eder ya da yavaş davranabilirler. Çocuklar genellikle sağlık konularında kendi ailelerinin algılarını edinirler ve bunları yetişkinliğe taşıyarak duygusal ve davranışsal tepkileri ile gösterirler.
Kişilerin beden ve ruh sağlığının bir bütün olduğu bilinmektedir. Beden sağlığında yaşanan bir hastalık ruhsal hayatı, ruhsal sıkıntılar da bedeni etkilemektedir. Örneğin ufak bir baş ağrısının bile morali nasıl etkilediği bilinmektedir. Diğer yandan uzun süreli stresin bağışıklık sisteminin bozduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Hastalık her zaman başa gelebilir. Ve özellikle çiftlerin ilişkisini etkiler.
Çiftin birbiri ile ilişkisinde hastalığın oynadığı rol: Sağlık sorunları kimi zaman dikkat çekme, ilgi ve bakım sağlamak için de kullanılır. Kimi zamanda güç dengesi oluşturmada ve eşin kontrolünde kullanılır.
Çiftler hastalığın olumsuz etkilerinin üstesinden gelmede sorunu, “senin ya da “berim problemim” yerine “bizim problemimiz” diye görelidirler. Üstesinden gelmede el ele vermelidirler. Ayrıca hastalığın konuşulmadığı saatler yaratılmalı ve olabildiği oranda eskiden yapılan bazı aile aktivitelerinin devamlılığı sağlanmalıdır. Bazı çiftler hastalığın yarattığı zorlukların üstesinden gelerek daha güçlü, güvenli ve doyum hissettikleri bir ilişkiyi geliştirebilmektedir.
Depresyon; üzüntü, keder, elem, hayattan zevk alamama gibi duyguların yanı sıra karamsarlık, ümitsizlik, kendine güvenin azalması, değersizlik düşünceleri ile seyreden ruhsal bir hastalıktır.
Depresyonun gelişmesinde rol oynayan birçok etken vardır. Önemli ekonomik sorunlar, iş yaşamındaki çatışmalar, emeklilik, iş kaybı, beden sağlığının bozulması, sevdiği birinin kaybı, benliği örseleyen onur kırıcı durumlarla karşılaşmak, evlilik ve aile sorunları ve daha nice psikososyal olaylar depresyonun başlamasında ve süreklilik kazanmasında etkili olmaktadır.
Doğum sonrası annelik hüznü ve depresyon; Doğum sonrası annelerin %50-807ninde görülebilen ve annelik hüznü olarak tanımlanan durum; ağlama, yorgunluk, uyku, bozukluğu, sıkıntı, dikkatini toplamakta güçlük, keder duyguları ile karakterizedir.
Depresyonla başa çıkma yöntemleri;
Depresyonun gelişmesinde olayları değerlendirme ve yorumlama biçimi çok önemlidir. Depresyon hastası; üzüntü, keder, elem gibi karamsar duygulardan yakınmakla birlikte bu olumsuz duygulara neden olan onun olumsuz düşünceleridir. Depresyondaki insanlar kendine, geleceğe ve tüm yaşama karamsar bir biçimde bakarlar. “Ben yetersiz bir kişiyim”, “her şey daha kötüye gidecek” ya da “hayatın ne anlamı var” gibi düşünceler depresyonu artırdığı gibi sorunla baş etme gücünü azaltır.
Bunaltı bozukluğu, birçok yaşam olayı ya da durum hakkında aşırı endişe(evham) duyma ile karakterize bir ruhsal rahatsızlıktır. Her insan zaman zaman kaygı ve endişe yaşar. Ancak bunaltı bozukluğu olan kişiler kaygı ve endişelerini kontrol etmekte zorlanırlar.
Çocuklukta yaşanılan travmatik yaşantılar, cinsel ve fiziksel kötü davranışlara uğrama, anne-babadan ayrılma, sosyal iletişim olanaklarının olmaması ve bunaltı bozukluğu olan bir yakının örnek alma bu rahatsızlığın gelişmesinde etkili diğer etkenlerdir. Bunaltıyı yatıştırmak için alkol almak, bağımlılığına yol açabilirler. Çay, kahve ya da kolalı içecekler gibi uyarıcı maddelerin aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır. Ayrıcı düzenli yapılan fiziksel egzersizler hem bedensel hem de ruhsal gerginliği azaltacaktır.
Panik bozukluğu, kendinden ve ani olarak başlayan panik ataklarla seyreden bir ruhsal rahatsızlıktır. Panik atak sırasında hastalar genellikle; çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüste sıkıntı hissi, bulantı veya karın ağrısı, baş dönmesi yakınmalarının yanı sıra ölmek üzere oldukları, çıldıracakları veya bayılacakları korkusuna da kapılırlar.
Panik atak, stres altındaki bireylerde daha küçük görülür. Yakın birisinin hastalığı ya da kaybı, boşanma, ekonomik sorunlar gibi durumlar panik atağın başlamasında etkili olabilmektedir.
Basit fobide; bir nesne (kedi, köpek, örümcek gibi) ya da durumun (uçak yolculuğu, yüksek yerler, kan görme gibi) varlığı ya da böyle bir durumla karşılaşacak olma beklentisi ile başlayan aşırı korku söz konusudur. Kişi korkusunun gerçek dışı olduğunun farkındadır. Korkulan nesne ya da durumla karşılaştığında panik nöbet gelişebilmektedir. Basit fobisi olan hastalar korkulan nesne ya da durumdan kaçınır ya da yoğun bir sıkıntı ile buna katlanır.