Kırklareli’de aktif olarak çalıştığımız basın hayatı günümüze gelene kadar pek çok değişim geçirdi.

Türkiye’de 80’li yılların başlangıç noktası 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen askeri darbedir. Darbenin siyasi, sosyal ve ekonomik pek çok yansıması olmuş ve tüm sektörler gibi basın sektörü de yaşanan değişimlerden etkilenmiş ve geçmişten farklı bambaşka bir yola sürüklenmiştir. Yaşanan sıkıyönetim ortamı, öncelikle haber içeriklerini ve yönelimlerini etkilemiş daha az politik, yöneticileri rahatsız etmeyecek ve küresel ideolojinin yörüngesinde yeni bir gazetecilik söylemi doğmuştur. 80’li yıllarla birlikte Türkiye aynı zamanda küreselleşme sürecine dâhil olmuş ve bu ortamın etkilerinin en yoğun yaşandığı yerlerin başında da basın gelmiştir.


Küreselleşme kapitalizmin gelişme sürecindeki bir aşamadır ve 70’li yılların sonundan itibaren bütün dünyayı etkisi altına almış ve dünyayı adeta bütünleşik tek bir pazar hâline getirmiştir. Küreselleşme salt ekonomik bir oluşum değildir; siyasi, sosyolojik, iletişimsel ve ideolojik boyutları da olan bir süreci ifade etmektedir. Küreselleşme ile birlikte yabancı sermaye tüm sektörlere bir pazar gözü ile bakmış, çeşitli ortaklıklar meydana gelmiş ve piyasalar bu uluslararası kurallara göre yeniden düzenlenmiştir. Küreselleşeme ile birlikte basında tekeller oluşmuş, holdingler gazeteleri ele geçirmiş ve küçük ölçekli firmalar basın ortamından çekilmek zorunda kalmıştır. Mülkiyet yapısında meydana gelen büyük değişim, basında çalışma hayatını ve çalışanları da etkilemiş ve bu ortam çeşitli sorunları beraberinde getirmiştir.

Basın çalışanlarının karşı karşıya kaldıkları bir diğer sorun da işsizliktir. Türkiye İstatistik Kurumunun 2013 yılında yaptığı bir araştırmanın verilerine göre, işsizliğin en fazla olduğu alanların başında gazetecilik gelmektedir. Yükseköğrenim görülen alan ve buna bağlı olarak yapılan meslek tercihi, gelecekte işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalma riskini doğrudan etkilediği bildirilen raporda, mezun olunan alanlar itibariyle yapılan değerlendirmeye göre, işsizlik sorunun en fazla yaşandığı alanlar gazetecilik ve enformasyon olarak belirlenmiştir. ‘’İletişim çağı’’ nitelendirmelerine rağmen bu alandaki yükseköğrenim kurumlarından mezun olanların 5’te 1’inden fazlasının işsiz durumda olduğu bildirilmiş, gazetecilik ve enformasyon alanında 16 bin kişilik işgücüne karşılık 3 bin işsiz olduğu tespit edilmiştir. Bu alan, yüzde 22,1’lik işsizlik oranıyla yükseköğrenimde mezun olunan alanlar arasında en yüksek işsizlik oranında ilk sırada gelmektedir.


Türkiye İstatistik Kurumunun 2015 yılında yaptığı bir araştırmanın verilerine göre işsiz gazeteci sayısı 7 bine dayanmıştır.


İşsizliğin yanı sıra gazetecilerin karşı karşıya kaldıkları bir diğer önemli sorun da işten çıkarmalardır. İşten çıkartmalar, gazetecilik işkolunda neredeyse sıradan bir olay durumundadır. Gazetecilerin mesleki ve sosyal güvencelerinin bulunmadığı örgütsüzlük koşullarında, işten çıkarmalar keyfi ve gerekçesiz olarak uygulanmaktadır. Gazeteci, bazen neden işten çıkarıldığını bilememekte, hatta işten çıkarıldığını ertesi günü çalıştığı medya kuruluşunun barkodlu kapısından giremeyince öğrenebilmektedir. Türkiye’de toplumsal olarak güçlü çevrelerin baskıları da gazetecilerin işten çıkarılmalarına neden olabilmektedir. Kendisiyle ilgili bir haberi beğenmeyen, gazetecinin muhalif kimliğinden rahatsız olan siyasetçiler ya da ekonomik ve sosyal güç sahibi kişiler gazetecinin işten atılması için işverenine baskı uygulayabilmektedir.


Türk basınında çalışanların karşılaştıkları bir diğer ciddi sorun da örgütlenme problemidir. Özellikle gazetecilik ortamının sendikalardan arındırılmasıyla birlikte çalışanlar doğrudan işverenlerle ve onların kurallarıyla muhatap olur hâle gelmiştir.


Basında gitgide yayılım gösteren esnek çalışma biçimleri de medya çalışanlarını tehdit eden yeni bir oluşum olarak göze çarpmaktadır. Önceki dönemin, belirli saatler içinde, sosyal güvenceli ve sendikalı olarak çalışma biçimi sermayenin kârlılığına tehdit oluşturmaktadır. Sermaye, bu kârlılığını sınırlayan katı uygulamalardan kurtulmak amacıyla çalışma saatlerini ve koşullarını esnetmiş bu dönüşümden önemli ölçüde kâr sağlamıştır. Böylelikle sosyal güvencenin getirdiği ek yüklerden kurtulmuş, mekân ve maliyet tasar-rufu yapmış ve süreçleri en çok kendi lehine dönüştürmüştür. Esnek çalışma biçimleri zorunlu maliyetleri düşürmekte, kadrolu çalışanların sorumluluklarını hafifletmekte, istihdamı azaltmakta ve bu amaçla teknolojiden sonuna kadar faydalanmaktadır.


Esnek Çalışma: Belli bir zaman ve mekân zorunluluğu olmaksızın performans odaklı bir çalışma biçimi.


Medyada esnekliğin diğer bir tezahürü, “iş güvencesi”nin ortadan kalkmasıdır. Medyada esnek çalışma, çıraklık müessesesine benzer bir şekilde, stajyer personelin ömür boyu stajyer personele terfi ettirilmesi olarak ortaya çıkmaktadır. “Stajyer” personel, sigortasız, sosyal güvencesiz ve örgütsüz genç emek olarak işverene istediğinden daha fazlasını vermektedir. “Stajyer”lik süreleri sürekli olarak uzamaktadır. “Stajyer”lik sonrası dönem, “kaşeli çalışma” adı altında, haber başına ücret ödenen yine kadrosuz ve sigortasız çalışma biçimidir.