Kırklareli’ne beni ziyarete gelen ikinci üniversitesini Sosyoloji üzerine okuyan Edebiyat Öğretmenimle sivil din ürerine bir sohbet gerçekleştirdik.
Sivil dinin ortaya çıkmasında ve yaygınlık kazanmasındaki temel düşünce herhangi bir insan topluluğunu adanmışlık duygusu ile sorumluluk sahibi bir hayat düzeni içerisinde tutmayı neyin sağlayacağı sorusunun cevabında saklıdır.
Bu sorunun cevabını bulabilmek adına din, sivil din ve toplumun kesişim kümesine bakmak gerekmektedir.
Pek çok farklı inancın, dini ritüelin ve geleneğin var olduğu toplumlarda hangi durumlarda birlik ve beraberliğin sağlanabileceği merak konusu olmuştur.
Sivil din tam da bu noktada bireylerin hem kendi inandıkları ruhani dine bağlılıklarını sürdürmesi hem de toplumsal birlikteliğin sekteye uğramaması adına ortak bir toplum dini yaratmaktadır.
Aslında yaratılan bu düzen bir din değildir, bağlılığın kuşatıldığı değerlerin kutsal bir şekilde din olarak sunulmasıdır. Sivil dinler kapsayıcı, bütünleştirici ve olumlu bir çerçeve çizmektedirler.
Modern dönemlerde, yeni kimliklerimiz ve yeni dünya düzeninin oluşmasıyla birlikte devletler ve toplumlar içerisinde sivil dinlerin oluşması kaçınılmaz bir hal almaktadır.
Değişen toplumsal yapısıyla beraber kamusal alan içerisinde dinin görünürlüğü azalmaya başlamıştır. Kamusal alanda dini ritüellerin yapılması, dini kıyafet giymeyi tercih edenlerin çoğunlukta olması, insanların inandıkları dini başka bir insana anlatamaması ve anlattığı zaman bunun karşı tarafın özgürlüğünü kısıtlayan bir davranış olarak görülmesi geleneksel din anlayışının kamusal alan içerisinde etkisini kaybettiği göze çarpmaktadır.
Dinin geleneksel bir biçimde yaşanması tamamen kişisel alanda gerçekleşmektedir. Sekülerizm ile birlikte geleneksel din biçimlerinin kamusal alana yayılması neredeyse çağ dışı görülerek engellenmiştir.
Din kavramı tarihin her döneminde tüm dünya toplumları açısından farklı pek çok amaca hizmet etmiştir.
Toplumun birlik ve beraberliğini sağlamak, diri ve ayakta tutmak, bağların zayıflamasını engellemek gibi pek çok alanda dinden ve dindarlıktan yararlanılmıştır.
Sekülerizm ile birlikte kamusal alanda ve toplum düzeyinde gerçekleşen değişimler de göz önünde bulundurulduğu zaman artık din kavramının bunlar için yeterli bir güçte olmadığı görülmektedir. Modern dönem ve beraberinde getirdiği seküler yaşam stili ise toplumların bir çatı altında toplandığı, bağlarını güçlendirdiği din olgusunu ortadan kaldırmaktadır.
Bireysel olarak dindar olan bir kişi bile günümüz şartlarında, kamusal alan içerisinde dini hiçbir davranışta bulunmamaktadır. Sekülerizmin kamusal alanda olması gereken din sınırının üstüne çıkmaya hiçbir bireyin cesareti yetmemektedir.
Ki bu durum gerçekleştiğinde aynı zamanda kendisi için bir öteki etiketi yaratmış olacaktır.
Sivil din tam da bu noktada kamusal alanda da geçerliliğini koruyacak olan bir ideoloji, din ortaya çıkarmaktadır.
Sivil din inançlar, ritüeller üzerinden toplum ve devlet arasındaki bağın kutsal olanla harmanlanmasından ortaya çıkmaktadır.
Sivil din bu açıdan bakıldığında herhangi bir zorlama ve dayatma gerektirmeyen, toplumsal yaşam içerisinde kendiliğinden ortaya çıkan bir kavramdır.
Sivil din, ruhani dinlerin ve devletin ortak paydada tüm insanlık açısından birleştirilmesiyle oluşturulur.
Geleneksel dinin kamusal alandan çekilmesi ile daha da hız kazanmıştır. Sivil din herhangi bir zorlama ve korku unsuru barındırmaz.
Resmin tamamına bakıldığında da görülebileceği gibi sivil din, herhangi bir toplumda var olan düzen ve bu düzenin kurumları yoluyla yaygınlık kazanmaktadır.
Bu sebeple insanlar sivil dinin getirilerini, kurallarını ve prensiplerini farkında olmadan ve karşı çıkmadan tecrübe etmektedirler.