Bazı insanlar; sonunu bilmediği kitapları okumaktan, filmleri izlemekten kısacası kendini güvende hissetmediği durumların içine sokmaktan çekinir. Aslında bu durum çekingenlikle korku arasındadır.
Es kaza her anına, her sahnesine ve sonuna hakim olduğu film ve kitapları bulduğunda bırakmaz.
Tekrar tekrar o filmi izler ve o kitabı okur.
Yeni bir hikaye, yeni karakterler ve yeni bir son konusunda kendini hazır hissettiğinde döngüsüne ekleyecek bir yeniliğe sahip olur.
Doğrusunu söylemek gerekirse bende bu insanlardan biriyim. Tesadüfen elime aldığım bir kitabı ya da kalabalıkla izlediğim bir filme tutunup yalnızken onlarında içine yer aldığı kısır bir döngüye giriyor. Bu durum yeniliklere kapalı olmak olarak yorumlanabilir. Ama bu durumun içindeki biri için güven çemberinin içinde kalmaktır.
Kendimi yabancı bir hikayeye ve farklı bir sona hissettiğim zamanlarda elime aldığım bir kitap vardı. İrlandalı şair ve oyun yazarı Oscar Wilde’nin kaleminden çıkan Dorian Gray'in Portresi. Okuduğum çoğu kitabın aksine beklenenden farklı bir sonla karşılaşılan Dorian Gray'in Portresi’nde pek çok şey okuyan cesaretli okuyucuları bekliyor.
Dorian Gray'in Portresi karakterlerinden Basil Hallward ve Lord Henry çok yakın iki dost. Basil ressam. Henry ise soylu bir ailenin üyesi. Farklı karakterlerde olan bu iki arkadaş düşünce olarak iki uç noktada yaşıyor.
Lord Henry dış güzelliğe çok önem veren, kişinin içinden geleni yapması gerektiğini savunan bir karakterdi. Basil ise içe dönük, dış değil iç güzelliği ön plana alan bir karakterdi. Bir gün Basil, Dorian Gray adında genç bir çocukla tanıştı.
Bu genç adam oldukça yakışıklıydı. İnsanların arasından kolayca ayrılan ve tanıştığı herkesi etkisi altında bırakan bir kişiliğe sahipti. Basil de onu gördüğü gibi ondan etkilenmişti. Hatta ona taparcasına bakıyordu. Bu nedenle onun resmini yapmaya karar verdi. Böylece her gün Dorian, Basil'in evine gelerek resminin yapılmasını bekliyordu.
Bu buluşmaların birinde Lord Henry de vardı. Tanıştıkları andan itibaren Dorian'ın etkisinde kalmıştı ve onunla sohbet etmekten çok keyif alıyordu. İşte böylece Henry ve Dorian arasındaki büyük dostluk başlamış oldu.
Lord Henry, Dorian'a öğütler veriyordu. Onun çok güzel bir yüzü olduğunu söylüyor fakat ileride yaşlanınca bu güzelliğinden geriye bir şey kalmayacağını ve silik biri olacağını dile getiriyordu. Bu konuşmalar Dorian'ı uzun düşüncelere sevk ediyordu.
Basil Hallward portreyi bitirdiğinde hepsi oldukça şaşırmışlardı. Dorian'ın çok başka bir büyüsü vardı. Yüzü çok gençti, çok güzeldi. Portreyi alan Dorian onu evinin en güzel yerine yerleştirdi. Ayrıca Henry'nin verdiği bir kitabı da okumaya başladı.
Bu kitapta insanın işleyeceği günahların onu özgür yapacağını,içimizden geldiği gibi davranmazsak hayatın bir anlamı olmayacağını yazıyordu. Dorian tüm bu düşünceler sonucunda bambaşka bir insan oldu. Kendi güzelliğinin farkında ve oldukça bencil biri haline geldi.
Fakat dostu Henry'nin onun için söyledikleri aklından çıkmıyordu. Henry şöyle demişti." Bu tablodaki Dorian hep böyle kalacak. Senin yüzün buruş buruş olsa bile o hep genç kalacak." O gün orada Dorian dua etmeye başladı. Tek istediği ruhunun bütün yaşlanmalarının bu portrede gerçekleşmesi fakat kendisine hiçbir şey olmaması. Duası ne yazık ki kabul olmuştu.