Edebiyat benim için her zaman bir dersten fazlası olmuştur. Kırklareli’de edebiyat öğretmenliği yapan tanıdıklarımla edebiyat üzerine konuşmak bazen de edebi bir konu üzerine tartışmak sevdiğim aktiviteler arasında yer alıyor.
Bilindiği gibi roman ve hikâye Türk edebiyatına Tanzimat Edebiyatıyla birlikte giren türlerden ikisidir. O döneme kadar Türk okuyucusunun roman ve hikâye ihtiyacını karşılayan halk hikâyeleri ve mesneviler vardı.
Çeşitli araştırmalar Tanzimat Dönemi Türk roman ve hikâyesinin iki çizgide geliştiğini iddia ederler. Bunlardan birincisi Ahmet Mithat Efendi’nin başını çektiği, daha sonra Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın sürdürdüğü popülist roman ve hikâyedir.
Tanzimat’ın birinci neslini temsil eden Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Şemsettin Sami ve ikinci nesilden Mizancı Mehmet Murat romantizmin etkisinde eserler vermişlerdir. Buna karşılık ikinci nesilden Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem, Ara Nesil’den Nabizade Nazım realist ve natüralist tarzda roman ve hikâyeler yazmışlardır. Tanzimat’ın ikinci kuşağı ile Ara Nesil’in, Edebiyat-ı Cedide topluluğunun oluşmasında bir zemin oluşturdukları bilinmektedir. Recaizade Mahmut Ekrem’in Edebiyatı-ı Cedidecilerin büyük çoğunluğunun hocası olduğu da hatırlanmalıdır.
Edebiyat-ı Cedide şiirinin ilkelerini ortaya koyan sanatçı nasıl Cenap Şehabettin ise bu topluluk romanının ilkelerini belirleyen de Halit Ziya Uşaklıgil’dir (1867-1945). Halit Ziya daha İzmir’de yaşadığı yıllarda Hizmet gazetesinde Hikâye başlığıyla bir seri yazı yazar. “Hayaliyyun” adını verdiği romantik romanın temsilcileri ile “Hakikiyyun” adını verdiği realist romanın temsilcilerini karşılaştırır. Bunlara ilaveten “Masalcılar” olarak nitelendirdiği popülist romancılara yer verir. Halit Ziya, Ahmet Mithat’ı romantik olması yönüyle eleştirmekle beraber onun roman tarihinde önemli bir iş yaptığını da ifade eder.
Halit Ziya hayatı boyunca dördü İzmir’de dördü İstanbul’da olmak üzere sekiz roman yazmıştır. Bunlardan Sefile, Nemide,, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası İzmir döneminde Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Nesl-i Ahir İstanbul döneminde yazılmıştır.
Sefile romanında, küçük yaşta önce babasını ardından da annesini kaybeden Mazlume, bir süre komşularına sığınırsa da daha sonra sokakta kalır. Mihriban isimli bir kadın onu görür ve onu evine götürmek ister. Gidecek yeri olmadığı için Mazlume kabul eder. Mihriban ve İkbal kötü yola düşmüş iki kadındır. Bu yolla evi geçindiren İkbal vereme yakalanır. İkbal’in İhsan adında bir aşığı vardır. Mazlume durumu anladığında oradan uzaklaşmak istese de gidecek yeri olmadığından bir şey yapamaz. Mazlume, İhsan ile birlikte yaşasa da daha sonra İhsan onu terk eder. Mazlume de evi terk eder ve genelevde çalışmaya başlar. Burada İhsan’dan olan çocuğunu düşürür. Bir gün İhsan geneleve gelir. Aradığı fırsatı bulan Mazlume İhsan’ın boğazını dişleri ile parçalayarak onu öldürür ve kendisi de orada ölür.
Nemide isimli ikinci romanında Halit Ziya, doğum esnasında annesini kaybeden Nemide’yi anlatır. Nemide tıp eğitimi için Paris’e giden Nail ile, Nail Paris’ten döndükten sonra nişanlanır. Nail’in teyzesinin kızı olan Nahit’in de Nail’e âşık olduğunu anlayan Nemide aralarından çekilmek istese de sinirsel yapısı sağlıksız olduğu için bu duruma dayanamaz ve ölür.
Bir Ölünün Defteri isimli roman, Nemide’ye çok benzer. Küçük yaşta annesini kaybeden Osman Vecdi babası tarafından halasına verilir. Galatasaray Lisesinde okur ve daha sonra doktor olur. Halasının kızı Nigar ve yeğeni Osman Vecdi’yi evlendirmeyi düşünse de Osman Vecdi’nin arkadaşı Hüsam ile Nigar birbirlerini sevmektedirler. Osman Vecdi aşkını kalbine gömüp gönüllü olarak savaşa katılır. Ölmeyi arzulasa da tek kolunu kaybeder. Bir gece evine çağırdığı Hüsam’a hatıra defterini teslim ederek çok beklediği ölüme kavuşur.
Ferdi ve Şürekası ’nda İsmail Tayfur babası öldükten sonra onun görevini üstlenir ve annesi ile birlikte babasının yıllar önce sokakta bulup eve getirdiği Saniha ile yaşar ve Saniha’ya âşıktır. Patronun kızı Hacer de ona âşıktır ve gelen baskılar üzerine Hacer ile evlenir. Bir süre sonra kocasının evi terk edeceğini öğrenen Hacer odanın kapısını kilitleyerek odayı ateşe verir. Hacer ölür ve İsmail Tayfur orada çıldırır. Romanın sonunda İsmail Tayfur, annesi ve Saniha yine aynı evde yaşamaya devam ederler.
Yazarın İstanbul dönemine ait ilk romanı Mai ve Siyah’tır. Babasının ölümü üzerine bir taraftan tercümeler yaparak ailesini geçindirmeye çalışan diğer taraftan da okulunu bitirme gayreti içinde olan Ahmet Cemil’in hikâyesi anlatılır bu romanda. Yazmış olduğu şiir kitabını bitirerek âşık olduğu Lamia ile evlilik hayalleri kuran Ahmet Cemil, kız kardeşi İkbal’i de matbaa müdürünün oğlu olan Vehbi ile evlendirir. Vehbi, İkbal ile iyi geçinemez ve onun ölümüne sebep olur. Lamia başkası ile nişanlanır ve Ahmet Cemil de eserini imha eder. Sonunda bir gece vakti annesi ile birlikte taşrada bir memuriyete gitmek üzere İstanbul’dan ayrılır.