Okula gitmek için Kırklareli ’den her ayrıldığımda sanki ilk gidişim gibi üzülüyordum.

İki günde kalsam, bir ayda ya da üç ay kalmış olsam bile biriktirdiğim anıları burada bırakıyordum. Bazen bir her dönüşüm bir sonrakinden zor oluyordu.

Her ne kadar İzmit’te de sevdiğim insanlar olsa da bitirmek için can attığım bir bölüm olsa da içimi bir hüzün kaplıyordu.

Keşke sevdiğim insanları ve sevdiğim tek bir yerde toplayabilseydim… Eğer böyle bir şansım olsaydı, benim için değerli her şeyi Kırklareli’de toplamayı seçerdim.

Her defasında karalı bağlayan birinin şehirden ilk ayrılışı nasıl olur diye merak ediyor olabilirsiniz. Gideceğim son dakikaya kadar sevdiğim insanları yanımdan ayırmadım. Onlara benden bir parçayı odalarına koysunlar, yanlarında taşınsınlar diye hediye aldım.

Beklediğim bana hediye almaları değildi. Bana ufak bir kağıt parçası bile verseler, o bana yetecekti.

Sevdiği insanlardan uzak bir yere giden insanların yanlarında sevdiklerine dair bir şey bulundurmada ki yegane sebebi ona bakıp, ona sarılıp, onu koklayıp nasıl sevildiğini hatırlamak istemektir. Çünkü sevildiğinizin ne kadar farkında olursanız olun. Fazla özlemenin yan etkisi olarak sevilmediğinizi hissedersiniz.

Bu tarz şeyler benim için önemli. Onların içinde böyle sandım. Gitmeme yakın daha fazla hassaslaştım. Bunun yersiz olduğunu dile getiren çok insan oldu. Ama en çokta birinin böyle düşünmesi canımı yaktı.

O dönemlerde şöyle bir söz çıkmıştı karışıma: İnsan ancak sevgiyle uğurladığında özgür kalabilir.

Bu sözde kendimi gördüm. Çünkü buradan ayrılırken geride bıraktığım kırgınlıklarım, bana olan kırgınlıklar, ne yedi saatlik yol boyunca ne de İzmit’te geçirdiğim süre zarfından beni rahat bırakacaktı. Benim fazla duygusal hallerim, sadece üç yüz yirmi kilometre uzakta olmama rağmen sanki dünyanın öbür ucuna gidiyormuşum gibi davranmam kimsenin umurunda değildi.

Arkadaşlarımla şakalaştığım bazı zamanlarda, duymak istediğim şeyler olunca “Arada beni kandır, öyle değilse bile he de.” diyorum. Ben onun öyle olduğunu bilmesem bile o şekilde duymam hoşuma gidecek.

Çünkü mekandan, doğup büyüdüğü şehirden ayrılan benim. Belki yaptıklarım, söylediklerim, istediklerim bencillik… Sanmıyorum ki o zamanlar ben yokken, beni andıklarını.

Bu konularda fazla hassas davranan, fazla hassas düşen biriydim. Biriydim diyorum, çünkü zamanla insanlara verdiğim değeri gizlemeyi ya da en azından kendime has tarzımla yansıtmayı bıraktım.

Ara sıra aklıma takılan bir şey oluyor?

O zamanlar ki hassasiyetimi, ince düşüncelerimi hak eden insanlara şu an ayıp mı ediyorum acaba. Öyle geri dönüşlerle karşılaştım ki, herkeste ters tepeceğine ya da kimsenin hak etmediği düşüncesine kapıldım. Çok başarılı olmasam da o tarafımı tarihin tozlu raflarına kaldırdım.

Bir gün kendimi duygusal açıdan gerçekten güçlü hissettiğim anda gerçekten buna layık olan insanlara o tarafımı göstermek istiyorum. Hayatımda beni seven ve öyle davranmamı hak eden insanlar var. Ama benden bağımsız bir mekanizma ince davranmamı etkiliyor.

Kendimi otomatikman korumaya alıyorum. Bana göre mesafe çekiyorum insanlara. Minimumun biraz üstünde açıyorum kendimi.

Geçmişte yaşadıklarım yüzünden kimin hakkını veremediysem Özür Diliyorum.

Özür dilemek kolay bir şey ama her özür ne kadar samimi. İçten ve samimi bir özür borçluyum, hak ettikleri göstermediğim insanlardan.