Göç kavramını açıklarken tarihsel gelişim çizgisi insanlık tarihi ile başlatılmaktadır. Bu tarihsel süreç içinde değişen ve gelişen üretim biçimleri, ulaşım ve iletişim imkânlarının artması, küreselleşme, savaşlar ve sosyal krizler gibi pek çok faktörün de etkisiyle günümüzde göç hareketleri artarak devam etmektedir. Kırklareli, göç zamanında yüksek miktarlarda göç alan bir şehir. Zaman içerisinde de orta yaşlı kesimlerden göç alamaya devam ediyor.
Devletler çeşitli nedenlerle göçmen kabul etmekte ve farklı uyum/entegrasyon politikaları uygulamaktadırlar. Göçmenleri/ mültecileri kabul etme nedenleri uyum/entegrasyon politikalarının oluşturulması ve yürütülmesi aşamasında belirleyici olmaktadır. Göç ve uyum konusu da bu bağlamda göçmenlerin geldikleri yeni topluma alışma, uyum gösterme, ayrımcılık yaşamama boyutunu oluşturmaktadır. Bu noktada “en az yerleşikler kadar o toplum üyesi olma” uyum sürecinin nihai hedefidir.
Mülteci akınlarının en önemli nedeni iç çatışma ve baskıcı rejimlerdir. Baskıcı rejimler, savaşlar ve çatışmalar “kazanan” ve “kaybeden” tarafları ortaya çıkarmaktadır. Kaybedenler için ise çoğu zaman göç etmek bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Benzer şekilde insanlar iklim değişikliklerine bağlı sorunlar nedeniyle de yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalabilmektedirler. Zorunlu göçler bireysel olarak da gerçekleşebilmektedir ancak kişileri göçe zorlayan nedenler göz önünde bulundurulduğunda ağırlıklı olarak kitlesel göçlerin, mülteci akınları biçiminde ortaya çıktığı söylenebilir.
Hayatta kalabilmek için yaşadıkları yerleri terk eden kitleler bakımından ilk sorun kendilerini kabul edecek bir ülke bulabilmektir. Ülkeler dış politika ve siyaset anlayışları bakımından göçmenleri kabul etme ve hatta kitlesel akınlar karşısında “açık kapı” politikası izlenmesi konusunda farklı yaklaşımlara sahiptir. Bu bağlamda gelinen yer ve göç edilen ülke arasındaki dilsel, dinsel, etnik, toplumsal vb. farklılıklar/benzerlikler karar vermede etkili olmaktadır.
Toplumsal olarak da bir kabul ve benimseme süreci yaşanmaktadır. Uyum ve kültürleşme başlıkları altında ele alındığı üzere bu süreç otomatik ve sancısız değildir. Göçmenler genellikle suç oranları ile bağlantılı olarak görülmektedir. Bu nedenle de toplumda güvensizlik ve korku kaynağı olarak da görülen göçmenler günlük yaşamda “öteki” olarak anılmaktadır (Saçan-Cizdan ve Tabak, 2017: 30).
Uyum ve kültürleşme sürecinde gelen mülteci/göçmen grupları topluma uyum sağlamak için ikinci bir sosyalleşmeden geçmek zorundadır. Bu nedenle göçmenler/mülteciler için uyum programları hazırlanmaktadır.
Modern devlet yapısında göçmen gruplarla ilgili politikalar, yasalar ve uyum (ekonomik, psikolojik, sosyal ve kültürel) ile ilgili kamu politikaları olmak üzere çoğulcu ideolojiden etnik ideolojiye kadar geniş bir yelpazede değerlendirilmektedir.
Günümüzde küreselleşme ve artan ticari ve politik ilişkiler gibi nedenlerle ülkelerdeki nüfus yapısı heterojen hâle gelmektedir. Ortaya çıkan çok kültürlü toplumlarda gruplar arası ilişkiler de farklılaşmaktadır. Ev sahibi topluma gelen yeni bireylerin geldikleri toplum ile ilişkileri de tek bir biçimde olmamaktadır. Gruplar arasında karşılıklı etkileşim olmaktadır.
İnsanların mekânla kurdukları bağ insana dair olanı anlamlı kılar ancak göç bu bağı zedeleyici önemli bir unsurdur. İnsanlar çeşitli nedenlerle bulundukları mekânı terk ederler. Terk edilen ve yerleşilen yer ile göçmenler ve göçülen yerdekilerin nicel ve nitel özellikleri farklıdır. Dolayısıyla her göç birbirinden farklıdır.
Toplumsal kabul konusu genellikle etnik kimlik ve ayrımcılık bağlamında ele alınmaktadır. Göçmenler ve yerel halk aynı etnik kökene sahip ise topluma kabulü ve uyum sağlanması daha kolay olmaktadır. Ancak aksi durum söz konusu olduğunda toplumsal gerginlik ya da çatışmaların yaşanması olasıdır.
Türkiye tarihi boyunca farklı şekillerde göç ve sığınma hareketlerine sahne olmuştur. Son yıllarda Türkiye’nin aldığı göç verdiği göçü geçmiştir. Daha önceleri göç veren bir ülke konumunda iken günümüzde göç alan, göç veren ve geçiş ülkesi konumunda olan Türkiye 2011 yılından itibaren de ortaya çıkan kitlesel mülteci akını nedeniyle tarihinin en büyük nüfus hareketini yaşamaktadır. Türkiye’deki göçmenler kabaca dört gruba ayrılabilir.