Dün Kırklareli ayazında, tüm şehri baştan sona dolaştım. Yürüdükçe düşündüm, düşündükçe yürüdüm.

Aynı anda dile gelen ne çok hikaye ne çok unutuluş, içimize sindiremediğimiz ne çok şey var.

Hiç bitmeyecek olan ne çok kavga var.

Göğe değmesini beklediğimiz ne çok umut, bağırmak istediğimiz ne çok neden var. Gözle göremediğimiz ne çok hüzün, gözle gördüğümüz ne çok acı var.

Sancısını hissettiğimiz adım başına düşen ne çok şey var.

Soluk alışverişimizi istemsiz kontrol altında tutabildiğimiz ne çok olağan üstü uyum var.

Uyum var, her şey de bir uyum ama herkeste bir uyuzluk var.

Deli eden gerçekler, yüzümüze çarpan ne çok sert rüzgarlarımız var.

Milyonlarca hücremiz ama onu öldüren ne çok insan var.

İnsan var evet öldürmek ve ölmek için. Ölümü bir kurtuluş sanan, can almayı oyun sanan nöronları ölmüş yürüyen beyinsizler var. Şu dünyada ne çok aç var.

Şu dünyada acıyla, ölümle yüzleşen ne çok masum çocuk var.

Ayakkabısı, elbisesi, topu, uçurtması, sarı saçlı bebeği, bisikleti, pateni olmayan ne çok çocuk var.

Yüzü gülmeyen annesiz babasız, kolsuz, bacaksız kalan ne çok çocuk var. Sayısını tahmin edemeyiz çok çok var.

Acı üstüne kurulmuş, yarınları şüpheli, yeni doğan sütten düşmüş bebekler var.

Hayat meçhul onlar için insan memleketsiz yaşayabilir mi hiç?

Memleket toprağı kan kusar mı hiç?

Şimdi saçma sapan bir yerde, saçma sapan bir günde seni sevdiğimi hatırladım.

Daha doğrusu hatırlattı.

Kim mi?

Sen çok seversin onları.

Gidecek her zaman bir yerleri var onların, gidecek bir kapı, öpüp koklayacak bir el bulurlar elbet.

Uçarlar dağ, ova, bayır demeden,

Yerleşik olmayan duygularını savura savura.

Şimdi öyle saçma bir yerdeyim ki ne var olduğumu ne var olduğumuzu ne de zamanı anımsayabiliyorum.

İçimdeki kuvvetsiz boşluk bana, değersizliğimi her gün biraz daha hissettiriyor.

Sağ olsun kuşlar arada bir pencereme gelip ötüşüyor, iki tebessüm ediyorum buğulu pencerenin ardından onlara.

Pencerelerde ne kirlenmiş ama, sen gittiğinden beri yağmur yağıyor bu şehre, sen gittiğinden beri yağmur taneleri kuruyup izini bırakıyor cama.

Sen gittiğinden beri silmiyorum ne camimi ne de gözyaşımı.

Sen gittiğinden beri güneşi selamlayamıyorum ben.

Yağmuru izliyorum lekeli camımdan, yağmur beni izliyor.

Kuşlar ötüşüyor ve ben tebessüm ediyorum camın ardından usulca senin sevdiğin kuşlara...