Çocuklar “egosantrik”tir, yani benmerkezcidir. Dünyayı ve çevrelerini sadece kendi bakış açılarından görürler. Başkalarının, olayları farklı açılardan gördüklerinden ve farklı algıladıklarından habersizdirler. Bu durum beraberinde iletişim kalitesini de etkilemektedir. Kırklareli’de kurdurduğunuz iletişim ne kadar kaliteli hiç düşündünüz mü?
Bakış açısı, herhangi bir varlık, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruh hali ve yere göre aldığımız algılama, idrak etme ve yargılama tavrıdır.
Benmerkezcilik, başkasının görüşlerini ve bakış açılarını anlamada yetersiz olma, kendi gördüğü ve düşündüğü şeyleri herkesin gördüğünü zannetmektir. Ne başkasının ne de kendi bakış açılarının sınırlı olduğunun farkındadırlar. İnsanlar bu konuda eğitilirlerse ancak o zaman benmerkezci düşünme biçimlerinin farkına varabilirler. Benmerkezcilik, bireylerarası ilişkilerde olayları bir başkasının görüş açısından görememektedir. Benmerkezci davranışa sahip bir kişi, karşısındaki bir kişinin bir nesneye, bir olaya kendi bulunduğu konumdan farklı bir noktadan bakabileceğini, farklı bakış açılarının, farklı algısal ve fikirsel sonuçları olabileceğini düşünmez. Ayrıca dikkatli odaklanmanın bir çeşididir. Kendi bakış açılarına o kadar çok odaklanmışlardır ki aynı anda bir başkasının bakış açısını anlayamazlar.
Bazıları benmerkezcilikle bencilliği karıştırsa da, farklı ama ilişkili iki kavram olduğu görülür. Bencillik; her olayda, her işlemde kendi menfaatini düşünme ve her işten çıkar sağlama düşüncesidir. Benmerkezcilik ise dünyayı “ben”e dayanarak algılamaya ve yorumlamaya karşılık gelir. 2-7 yaşları arasındaki evrelerde kazanıldığı söylenmektedir. Bireyin erişkin olmaya başlaması ile birlikte ruhsal bozukluk ya da bir davranış bozukluğuna dönüşmektedir.
Sağlıklı ilişkiler kurmak ve sürdürmek için, öncelikle her bireyin farklı algıları, düşünceleri ve istekleri olduğunun farkında olmalıyız. Bu biçimde bir yaklaşım sergilemek ilişkimizin ve iletişimimizin sağlıklı ve kaliteli olmasına zemin hazırlar. Benmerkezcilikten kurtulmak ve sağlıklı ilişkiler yaşamak için empati kurmak gerçekten de çok önemlidir. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz :
Birinci öge, empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olayları onun bakış açısıyla bakmalıdır.
İkinci öge, empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir.
Üçüncü öge ise, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır.
İnsan topluluğu ve davranışları ile ilgili her dalın iletişimle ilgilenmesi gerekmektedir. İletişimin gerçekleşmesinde empati en temel eylem olmalıdır. Anlamak, düşünmek, etkin bir dinleyici olmak gerekir. Bizden farklı değer yargıları ve inançları olduğunu bilmek ve bunu kabul etmek gerekir. Empatik anlayışımızın gelişmesi için benmerkezcilikten uzak durmak gereklidir. Empatik iletişim içinde olan bir birey demokratik tutum ve davranış sergileyen bireydir. Bireylerin birbirini anlama ve iletişimden kaynaklanan sorunlarını çözümünde en temel etkidir. “Benmerkezcilik” ve “empatik anlayış” birbiriyle bağdaşmaz. Empatik iletişim kurabilmek ve sağlıklı ilişkiler gerçekleştirebilmek için benmerkezcilikten uzaklaşmak gerekir.
Benmerkezcilik kavramı ile ilgilenen bütün araştırmacılar empati kurmada benmerkezci davranıştan uzaklaşmanın önemini vurgular. Yüzü size dönük olan bir kişi de kendi solunu kastederek “soldan ikinci sokak” derse; siz onun sizin solunuzu kastettiğini zannederek ters yöne gidebilirsiniz. Bu durumda yol gösteren kişinin benmerkezci davrandığını, algısal açıdan sizin perspektifinizi anlamadığını düşünebilirsiniz.
Bizim çok önemsemediğimiz bir olaya karşımızdaki kişinin çok üzüldüğünü ya da çok sevindiğini görüp bu durumu yargılarsak, bu kez de duygusal açıdan benmerkezci davranmış oluruz.
Günlük yaşamdaki kişilerarası iletişimlerde, algısal, bilişsel ya da duygusal açıdan benmerkezci davrandığımızda, çevremizdeki insanlarla sıcak ve samimi ilişkiler kuramamanın yanı sıra, bir takım iletişim çatışmalarına da yol açabiliriz.
Mizaç farklılıklarından ya da dile getirilmeyen kişisel gündemlerden dolayı yaşanan iletişim sorunlarını iletişim teknikleriyle çözmek mümkün değildir. Diğer bir değişle, anlaşmak için bireyler;
Anlaşma niyetine sahip olmalıdırlar. İletişim tekniklerini bilmelidirler. Gayret göstermelidirler.
Eğer anlaşmaya niyetiniz yoksa, hiçbir iletişim tekniği anlaşmanızı sağlayamaz. Anlaşma niyetinde olmak ise, benmerkezciliği bir kenara bırakmak ve karşımızdaki kişiyi farklı olduğunu bilinciyle yaklaşmak ve onun farklılığına saygı göstermekle alakalı bir durumdur.
Hiçbirimizin kendimizden farklı düşünen, inanan ve farklı kültüre sahip olan insanları küçümseme hakkı yoktur. Bu farklılık bir ayrışma sebebi değil, bilakis bir kültür zenginliği olarak algılanmalıdır. Yaşam biçimlerine negatif olumsuz bir yaklaşım içinde olursak aynı davranış ile karşı karşıya kalacağız demektir ve burada bir fikir ve inanç tartışması kaçınılmaz olur. Saygısızlık, iletişim kanalları ve diyalogun önündeki en büyük engeldir. Kaliteli iletişimler ve ilişkiler yaşamak istiyorsak farklılıklarla bir arada yaşayabilmeyi ve farklılıklara saygı göstermeyi bir alışkanlık haline getirmeliyiz.
Yapıcı ilişkiler, her bireyin birbirinin farklılığını kabul etmesini, hatta teşvik etmesini gerektirir. Farklılık ve çeşitlilik sinerji getirir. İlişkilerimizde anlaşmayı sağlayacak nitelikte kaliteli bir iletişim gerçekleştirmek istiyorsak hem farklılıklara saygı göstermek hem de doğru iletişim benlikleriyle hareket etmek durumundayız.