Kırklareli’de yaptığım okumalar esnasında Türk basınının tarihi ile ilgili yaptığım araştırmalar doğrultusunda Türk basınının doğuşu ve gelişiminden önce matbaanın kuruluş sürecini inceleyeceğiz.
Türk Basın Tarihi, ilk Türk matbaasının kurulduğu 1727’den 2006 yılına kadar uzanan 279 yıllık bir tarihin özetidir. Gazetecilik merak etmekle başlar. Gazetecilik, içinde yaşanılan toplumun özellikle yakın tarihi konusunda genel bir bilgi birikimini gerektirir.
Alman Johann Gutenberg tarafından matbaanın icat edildiği 1440 tarihinde, Osmanlı İmparatorluğu en parlak dönemlerini yaşadığı hâlde ilk Türk matbaası yaklaşık 300 yıllık gecikmeyle 1727 tarihinde kurulur. Bu nedenle matbaacılığın yaygınlaşıp kitabın bollaştığı dönemde Osmanlı ülkesinde kitap el sanatlarının bir bileşkesi olarak değerlendirilmiştir. Yalnızca okunmakla yetinilmeyen, yazılarının, tezhiplerinin, minyatürlerinin, cildinin güzelliğiyle görsel önem ve estetik değer taşıyan bir nesne olarak algılanmıştır.
Değerli, pahalı bir nesne olan kitap, okuma yazmanın da yaygınlık kazanmadığı göz önüne alınırsa ancak varlıklı seçkinlerin sahip olabildikleri bir “mal”dır. Kitaptan yararlanmak isteyenler, medreselerde, cami ve tekkelerde kurulan kitap dolaplarından daha sonra vakıf yoluyla oluşturulan kütüphanelerden yararlanmak zorundadırlar.
Bunun bilimsel ve kültürel gelişimi büyük ölçüde engelleyeceği açıktır. Avrupa ülkelerine göre bilimsel, teknik ve kültürel alandaki geri kalmışlığımızın temel nedenini bu uzun gecikme sürecine bağlayan aydınların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Atatürk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin 5 Kasım 1925 tarihinde yapılan açılış töreninde bu konuyla ilgili şunları söyler:
“….Uluslararası genel tarih içinde Türklerin 1453 zaferini, İstanbul'un fethini bir düşünün; bütün bir dünyaya karşı İstanbul'u Türk toplumuna mal eden güç, aşağı yukarı o yıllarda bulunan matbaayı ülkeye mal etmek için o zamanki hukukçuların uğursuz direncini göğüsleyememiştir. Eskimiş hukukla dar düşünceli hukukçulardan buna izin koparabilmek için üç yüz yıl, kuşkular, kararsızlıklar, üzüntüler içinde beklemek zorunda kalmıştır.” (bk. Söylev ve Demeçler, II, s. 251).
Matbaanın Osmanlı Devleti’ne gelişini geciktiren nedenleri şöyle sıralayabiliriz:
Hattatlığın yaygın bir meslek oluşu
Dinsel tutuculuk ve yasaklamalar
Teknik nedenler
Okuryazar oranının düşüklüğü ve okuma alışkanlığının yaygınlaşmaması
İstanbul'da Hattat ve Yazıcılar Loncası’nın 90 bin üyesi, matbaa yüzünden işsiz kalma korkusuyla matbaaya karşı çıkar. Matbaanın kuruluşuna izin veren fermanın yayımlanması üzerine Beyazıt Meydanı’nda toplanan hattatlar, yazı takımlarını tabuta koyarak protesto gösterisi düzenlerler. Bu tepki, matbaanın gecikmesinde ekonomik ve sosyal yapının önemli rol oynadığının göstergesidir.
Matbaanın gecikmesinde dinsel tutuculuk ve yasaklamalar da önemli rol oynar. Padişah 2. Beyazıt döneminde “baskı işinin ülkeye girmesi” yasaklanır, bu yasağa uymayanların ölümle cezalandırılacakları fermanla duyurulur. 1. Selim zamanında özel izinlerle bazı kitaplar basılıp yayımlansa da 1515 yılında yeniden yasaklanır.
Katolik mezhebinin Ermeniler arasında yayılmasının istenmesi ve İstanbul’da bulunan matbaalarda basılan İncillerin propaganda amacıyla dağıtılması üzerine matbaacılık faaliyetleri, Padişah 2. Mustafa tarafından bir kez daha yasaklanır. Bu yasak 1727 tarihine kadar devam eder. Padişah 3. Ahmed’in ilk Türk matbaasının kuruluşuna dair fermanında, “fıkıh, tefsir, hadis-i şerif ve kelam kitapları” dışındaki kitapların basılmasına izin verilir. Din kitabı basma yasağı 3. Selim dönemine kadar sürer. İlk din kitabı Risale-i Birgivi 1803 yılında basılır. Teknik nedenlerin başında ise kâğıt ve yetişmiş eleman sorunu gelir. Arap alfabe sisteminin matbaa yapısı ile çelişmesi de matbaanın gecikmesinde rol oynayan önemli bir faktördür. Osmanlı toplumunda okuma alışkanlığının kazanılmaması ve okuryazar oranının düşüklüğü ise diğer etkenlerdir.