Yakın bir arkadaşımla İstasyon Caddesi’ndeki bir kafede otururken dikkatimi ilginç bir şey cezbetti.
Etrafımızdaki masalarda oturan insanlar sohbet etmek dışında her şeyi yapıyorlardı. Kimiler telefonlarıyla oynuyordu, kimileri fotoğraf çekiliyordu. Bir de dönüp bize baktım. İkimizde telefonlarımızın nerede olduğunu bilmiyorduk bile.
Birimiz masadan kalkmasa etrafımızda olan biteni bile fark etmeyecektik. Bir süre sohbetimize ara verip etrafı gözlemleye karar verdik.
Masalarda karşılıklı oturan kişilerin bazılarını uzun süre görüşmediği hatta buluşamıyoruz ne zamandır diye birbirlerine sitem ettiği konusunda hem fikirdik. Belli bir kesim evde tek başına telefonla oynamaktan sıkıldığı için arkadaşıyla dışarı çıkıp kafede beraber telefonlarıyla oynamaya karar vermişti.
Azınlık denemeyecek kadar çok aynı zamanda çoğunluk denmeyecek kadar az bir kesimin ise sadece fotoğraf çekilmek için dışarı çıktığına neredeyse adım kadar emindim.
Gözlemlerimizi tamamladıktan sonra insanların davranışları hakkında bir sohbete başladık. İlk ele aldığımız konu benimde kafama sık sık takılan, teknolojinin bazı nimetlerinin fotoğrafın anlam ve önemini kaybetmesine sebep olmasıydı.
Kameralı cep telefonlarının ortaya çıkmasıyla insanlar pek çok anını fotoğraf aracılıyla saklama imkana erişti. Ama akıllı telefonların ekmek ve su gibi vazgeçilmez bir unsur haline gelmesiyle fotoğraf önemini yitirmeye başladı.
İnsanlar, her anını fotoğraflayabilme imkanı ile neredeyse yaşamlarını slayt gösterisi haline getirecek kadar fotoğrafa sahip oldu. Bu imkanı tamamen kötülemiyorum tabi ki. Ama fotoğraf çekmek için sadece makineye ihtiyaç duyulan zamanlarda fotoğraflar emek istiyordu. Hem baskı aşamasında hem de unutmak istemediğiniz bir anını ölümsüzleştirirken. Günümüzde bir fotoğrafı beğenmediğimiz de istediğimiz kadar deneme yapabiliyoruz.
Eski Türk filmlerinden veya aile büyüklerimden öğrendiğim kadarıyla bir anı ölümsüzleştirmek için fotoğrafçı stüdyosuna gidip bir çaba sarf ediliyordu. Günümüze biraz yaklaştığımızda filmlerle karşılaşıyoruz. İnsanlar, kendi makineleri ile çektirdikleri fotoğrafları ellerine alabilmek için fotoğrafçılara tab ettirmeyi bekliyorlardı. Fotoğrafı ellerine alan kadar geçen süre fotoğrafa biraz daha anlam katıyordu.
Evlerimizde sandık içlerinde, vitrin çekmecelerinde duran fotoğrafların hangisinden vazgeçebiliriz. Ama telefondan çektiğimiz fotoğraflardan saniyesinde vazgeçebiliyoruz. Belki sevdiklerimizle her anımızı ölümsüzleştirmek kötü bir şey olmayabilir. Ama beğenmediğimiz zaman saniyesinde sildiğimiz fotoğraflar güzel anlarımıza ne kadar değer katar, tartışılır.
Asıl konu sürekli fotoğraf çekilmemiz ya da fotoğraf makinesi ile çekilmemiz değil. Asıl sorun fotoğraf çekilirken birilerini ihmal etmek. Teknoloji ile değerini kaybeden tek değer fotoğrafta değil.
Sohbet.
En son telefonunuzla ilgilenmeden yanınızdaki insanlara odaklanıp keyifli bir sohbet ettiğinizi hatırlıyor musunuz? Hatırlıyor olabilirsiniz belki ama o muhabbettin sosyal medyada yaptığınız bir paylaşım hakkında ya da komik bir video hakkında olduğunu düşünüyorum.
Çünkü biz telefonlar yüzünden birbirimizi doğru düzgün dinlemiyoruz. En son ne zaman aile ortamında sohbet ederken telefonunuza hiç bakmadınız?
Annelerimizin Facebook ve Insagram’da, babalarımızın haber sitelerinde, kardeşlerimizin sosyal medyaya da dolaştığı aile sohbetleri ne zamandır hayatımızda?
Gözlemlediğim buluşmaların çoğu şu şekilde; Önce ayıp olmasın diye edilen kısa bir sohbet, fotoğraf çekilme merasimi, fotoğraf seçme merasimi ve en önemlisi ve sahtesi fotoğrafların altına gelen samimi(yetsiz) yorumlar.
Kırklareli küçük bir yer, insanlar ya birbirinin eski arkadaşı ya da ortak bir tanıdıkları olduğu için sima olarak birbirlerini tanıyor. Birbirlerinden nefret eden insanların fotoğraflarının altına yaptığı yorumlar beni çok güldürüyor.
Kendi kendime “Bizi bilen biliyor. Samimiyetsizliğimizi fark ettikleri an ne olacak?” diye düşünüp düşünmediklerini sorguluyorum. Sosyal medyanın bazı insanlar için eski düşmanları, dost etme gibi bir faydası var sanırım.