Geçenlerde Kırklareli’de esnaf olan bir arkadaşım bana bir hayalinden bahsetti.
Hayal demek ne kadar doğru bilmem..
Çünkü gerçekleştirmek için canla başla uğraştığı bir proje.
Sohbetimizde bana proje fikrinden bahsetti. Bence Kırklareli halkı için özelliklede şehrimize gelen öğrenciler için çok yararlı bir proje.
Sohbetimizden iki üç gün sonra karşılaştığımızda morali bozutu. Neyin var diye sorduğumda, projesinden bir arkadaşına bahsettiğini ve aradan kısa bir süre geçtikten sonra arkadaşının projeyi hayatta geçirdiğini söyledi.
En az onun kadar şaşırdım ve üzüldüm. Yıllarca kafanızda planladığınız, gece gündüz hayalini kurduğunuz bir fikrinin üstüne birileri hiç emek harcamadan sadece maddi imkanı olduğu için sizden önce sahip oluyor.
Ama çok takdir ettiğim bir şey söyledi, “Belki ben bile kafamdaki mükemmellikteki yeri açamayacağım. Belki de yapmam gereken hataları ya da eksik bırakılmaması gereken noktaları gösterecek.”
Bu projeye manevi olarak o kadar emek harcamıştı. Kendi yapacakları bile onun istediği mükemmellikte olmayacaktı.
Son zamanlarda, garanti bir mesleğe sahip olmanın dışında kimin böyle hayalleri kaldı ki? Hangi bölümü okursak okuyalım, aklımızın bir köşesinde hep “devlet dairesinde memur olma fikri” var. Günümüz şartlarında yapmaya kalkıştığı şey hem maddi hem manevi anlamda çok zorlayıcı. İnsan çevresinde yakın gördüğü kişilerden manevi bir destek beklerken darbe yediği zaman kolay kolay ayağa kalkamıyor.
Bazı insanlar, en ufak bir detayda bile onay alamayınca dünyası başına yıkılıyor. Belki yolun sonuna çok az kalıyor, o onayı almadan da yoluna devam edebilecek. Ama illa onay almak istiyor. Onay alamayınca da iki adım ötesindeki fırsatı kaçırıyor.
Kendi başına hareket edip, kendi başına karar veren inşalara bu yüzden hayranım. Belki çoğu hedefime birilerinden onay alamadığım için ulaşamadım. Bahsettiğim olayda olduğu gibi fikir danışmak veya bir şeyler paylaşmak için anlattıklarım onay almayınca vazgeçtim.
Başımı kaldırıp geriye baktığımda, insanlar bana onay vermediği ya da yapma dediği her şeyi yapmış. Ben geride kalmışım, onlar bana tavsiye etmedikleri yolda gözleri kapalı ilerlemiş.
Böyle zamanlarda, insanlara kulak asamadan önüne bakan insanlara büyük bir hayranlık duyuyorum. Zorluklara ve engellere rağmen her işin üstesinden gelen nadir insanlara.
Belki bunu söylemek için yaşım yetmez, belki bunu düşünmek için geç kaldım. Yaptıklarımız, yaşadıklarımız, söylediklerimiz, sıra arkadaşımızdan kopya çektiğimiz zamanlardaki kadar gelir geçer şeyler olmaktan çıktı.
Ağzımızdan çıkan her kelime, insanların bilerek ya da bilemeyerek bize karşı kullanabileceği şeyler haline geldi. Hayat dediğimiz sonu olan ama nerede bittiğini bilemediğimiz yolda bazen tek başımıza yürümemiz gerektiğini, tek başımıza kararlar almamız gerektiğini öğrenmemiz gerekiyor.
Kimseyi, “Ben bunu sen dedin diye yaptım” ya da “Sen dedin diye yapmadın” diye suçlayacak yaşta değiliz.