İnternetin, özelliklede sosyal medyanın her yaş grubu tarafından etkin ve bilinçsiz bir şekilde kullanılmaya başlamasıyla girdiğiniz her ortamda bir kişi sosyal medyada dolaşırken gördüğü “Bunları biliyor muydunuz?” tadındaki bilgileri etrafındaki insanlara paylaşıyor.
İş çıkışlarında, bir yerden bir yere giderken yoldaki insanların iki büklüm yürüdüğünü fark ettim. Bir süre sebebini düşündükten sonra benimde aynı pozisyonda yürüdüğümü fark ettim. Sonra insanlar neden böyle yürüyor diye düşünmekten vazgeçtim. Kırklareli ayazı insanları bu şekilde yürümeye mecbur bırakıyor.
İki büklüm bir şekilde gittiğim yere vardım. İçeriye girince ısınmak için peteğe yaslandım. Ortamın sıcaklığına alışınca montumu çıkarmak için kollarımı hareket ettirdim. Sırtıma birden bir ağrı saplandı. Sesli bir şekilde sırtımın ağrısını dile getirdim. Daha sonra, “Ayaz yüzünden iki büklüm yürüyoruz.” diye ekledim.
Aradan çok geçmeden hemen biri atladı. Engin sosyal medya bilgilerini paylaşmak için can atan biri olduğu belliydi. Anlatmaya başladı. Bir yerde okuduğuna göre “Sırt ağrısı, çevrenizden beklediğiniz destek ve sevgi eksikliğinden kaynaklanma ihtimali varmış.” Hayda dedim içimden bir bu eksikti. Dudak uyuşmasını kansere kadar götüren Google şimdide sırt ağrılarına el atmış.
O sırada söylenenlere çok aldırış etmeden öylesine yorumlarda bulundum. Ama tabi ki de günün en olmadık saatlerinde aklıma takıldı. Bugüne kadar çektiğim ve hatırlayabildiğim sırt ağrılarını göz önüne alınca gerçekten de olabilir diye düşündüm.
Ufak bir arama yaptıktan sonra sadece sırt ağrısının değil birçok ağrının duygusal sebepleri olduğunu öğrendim.
Bilinçli bir internet kullanıcısı olarak internetten öğrendiğim her şeyi insanlara yaymaktansa kendi kendime düşünmeye başladım. Gerçekten böyle bir şey olabilir miydi?
Baş ağrısı çektiğim zamanlarda gün içinde yaşadığın stresin, boyun ağrısı çektiğimde insanları affedememenin, omuz ağrısı çektiğimde taşıdığım duygusal yüklerin, bel ağrısı çektiğimde maddiyatla ve gelecekle ilgili endişelerimin, ellerim ağrıdığında iletişim eksikliğimin, bacak ağrısı çektiğimde kendime olan güvensizliğimin ve kıskançlığımın acısını mı çekiyorum?
Duygular, insanların hayatını ne kadarda zorlaştırıyor? Bütün bunların acısını manevi olarak çekmiyormuşuz gibi birde fiziksel ağrıya dönüşüyor. Şimdi yıllarca boşuna mı memleketimizin ayazını, soğuğunu suçladık?
Hangisi daha acı bilmiyorum; acı çektiğin için yıllardır yaşadığın yeri suçlamak mı yoksa yaşadığımız duyguların farkında olmadan yaşamak mı?
Bütün bunları bilerek düşünün; Sırt ağrınız iki büklüm oturup, iki büklüm yürümekten mi, baş ağrınız uykusuz, yorgun olduğunuz için mi, omuz ağrınız kendinizi cereyana kaptırdığınız için mi, bel ağrınız ağır eşyalar kaldırdığınız için mi, el ağrılarınız çok çalıştığınız için mi ya da bacaklarınız çok yürüdüğünüz için mi ağrıyor?
Yoksa stresli, geçmişten kopamayan insanları kolay kolay affedemeyen, kendine fazla duygusal yük yükleyen, geleceği için endişelenen ve kendine güvenmeyen insanlar olduğumuzdan mı?
Duygularımız her an peşimizde, hayatta rahat bir nefes almamıza izin vermiyor. O kadar garip ki bizdeki değerini kaydetmiş insanlara karşı bir şey hissetmeyince bile rahatsız hissediyoruz.
Göğüs kafesimizin altında sadece bizi hayatta tutmak için var olduğunu düşündüğümüz kalbimiz sandığımızdan daha fazlası için var.
Kendinizi kötü, yalnız ve çaresiz hissettiğinizde, heyecanlandığınızda hatta hiçbir şey hissedemediğiniz de bile varlığını belli ederek çeşitli tepkiler veriyor. Kimi zaman çok hızlı çarpmaya başlıyor, kimi zaman bıçak saplanmış gibi sızlıyor kimi zamanda sanki orada bir boşluk varmış gibi varlığını hatırlatıyor.
Sizi yine bir sürü soruyla ve düşünceyle yalnız bırakıyorum. Eğer içinizden biri bu soruların cevabını bulursa kendi adına büyük bir devrim gerçekleştirmiş olur. Sizlere ağrı kesiciden uzak, ağrısız günler diliyorum.