Malum Kırklareli ayazından dolayı günlük koşuşturmamanız bittikten sonra kendimize ayırdığımız vakti evlerimizde geçiriyoruz.

Evde de yapabileceğimiz aktiveler kısıtlı oluyor. Zihnimi birazda olsun boşaltabilmek için kitap okumayı tercih ediyorum. Son okuduğum kitap, ilk okuduğumda beni çok etkiledi ve ara ara sayfalarına karıştırıyorum.

Oscar Wilde’ın eserleri arasında beni etkisi altına olan bu kitap Dorian Gray’in Portresi.

Kitabın ana karakteri olan Dorian Gray, saf bir güzelliğe sahip olan ve herkes tarafından çok yakışıklı biri olarak görülen bir genç. Yardımcı karakter olan Basil Hallward ise, Dorian Gray’i gördüğünde onun güzelliğine hayran kalan ve bu gence yürekten bağlanan bir ressamdır.

İlk zamanlar Dorian Gray’in resmini gizli gizli çizse de ilerleyen zamanlarda onunla tanışıp resmini çizmesi için onunla anlaşıyor. Bu yüzden Dorian Gray, resmini çizmesi için sık sık Basil Hallward’ın evine gidip gelmeye başlıyor ve Basil, Gray’ı gerçekten çok seviyor.

Olayların başladığı kısım ise Basil Hallward, Dorian Gray’in resmini çizerken arkadaşı Lord Henry Wotton evine gelmiyor. Basil’i ziyarete geldiğinde Dorian Gray ile de tanışma fırsatı buluyor ve bundan çok mutlu oluyor.

Günler geçtikçe Dorian Gray ile Lord Henry sık sık buluşmaya başlıyorlar. Dorian Gray artık Basil’den daha çok Lord Henry ile vakit geçirmeye başlıyor. Basil bu çok sevdiği delikanlıyı her zamankinden daha kısıtlı görebildiği için kendi içinde üzülmektedir.

Ama ara sıra Dorian’a sitem etmekten başka elinden bir şey gelmiyor. Dorian Gray’in Lord Henry ile sıkı fıkı olduğu dönemde, basil zor da olsa delikanlının portresini bitiriyor.

Ortaya muhteşem bir çalışma çıkarıyorve ressam bu eserini en değerli tablosu olarak ilan ediyor. Sırf bu yüzden, Lord Henry’nin bu tabloyu Dorian’a hediye etmesi gerektiği ikazlarına rağmen tabloyu vermek için ısrar ediyor. Basil, yoğun ısrarlar karşısında tabloyu Dorian’a vermeyi kabul ediyor.

Tabloyu Dorian da çok beğeniyor. Hatta “Keşke ben hiç yaşlanmasam da, yıllar sadece bu tablomda değişikliğe neden olsa” diye iç geçiriyor. Gariptir ki Dorian Gray’in bu dileği gerçekleşiyor. Her üzüldüğünde ve yıprandığında kendi yüzünde değil de tabloda değişiklikler olmaya başlıyor.

Bu kitabı benim için inanılmaz kılan bazı noktalar var bunlardan bir tanesi, Basil, Lord Henry ve Dorian Gray arasındaki ilişki. Gray, Lord Henry ile arkadaşlığının başladığı andan itibaren her anını paylaştığı Basil’den uzaklaşıyor.

Tipik insan ilişkilerinde olduğu gibi bizler neden böyleyiz? Hayatımıza yeni biri girdiğinde daha iyisini bulmuşuz gibi diğer insanlardan kopuyoruz. Herkesle samimiyetimiz ve yakınlığımız aynı olmaz elbette. Ama bazı şeyleri direk kestirip atmayı tercih ediyoruz.

İnsanoğlu her konuda olduğu gibi arkadaşlık ve ilişkiler konusunda da nankör. Bize daha iyisini ya da bizim istediğimizi verebileceğini düşündüğümüz insanları görünce bir anda o tarafa doğru dönüyoruz. Ve bu bir kısır döngü haline geliyor. Gray, Lord Henry’den sonra başka biriyle karşılaşsaydı, aynı şekilde Lord Henry’den de uzaklaşacaktı.

İkinci konu ise insanların görünüş olarak yıpranmamak istemesi. Değişmeyen bir doğa kanunu vardır, insan büyür ve yaşlanır.

Büyüme evresinde hiçbir sıkıntımız yok ama yaşlanma evresine geçince korkmaya başlıyoruz. İnsanlar, görünüşünün değişmesinden, eskiden tek nefeste yapabildiği şeyleri yapamayınca değişik bir ruh haline giriyor.

Kitabın sonunda Dorian Gray, dileğinin bedelini hazin bir şekilde ödüyor. Kendinizdeki değişimleri durdurmak için direnseniz de elbet bir gün bedelini ödüyorsunuz.

Beni bu kitaba çeken en büyük etken kendimi Basil’in yerine koymuş olmam. Kitabı okuduğum esnada altını çizdiğim cümleler, zihnimde sürekli düşündüğüm ve dile getiremediklerim.