Her ne kadar Mutlu İnsanlar Kenti Kırklareli’de yaşasak da gün içinde sokakta kızgın insanlara sıkça rastlıyoruz. Kızgınlık her canlının tehdit karşısında gösterdiği doğal bir tepkidir. Diğer tüm duygular gibi, kızgınlık da organizmada bazı fizyolojik değişikliklere yol açar: kalbin daha hızlı çarpmasına, kan basıncının yükselmesine, enerji veren hormonların salgılanmasına sebep olur.


Kızgınlık, genellikle saldırgan duygu ve davranışlara yol açarak gerektiğinde savaşmamızı ve kendimizi savunmamızı sağlar.


Kızgınlık kavramı da diğer bütün duygular gibi iletişim açısından olumsuz bir etki yaratır. Burada önemli olan duygu kontrolünü doğru bir şekilde sağlamak ve kızgınlığın bir iletişim engeli olmasının önüne geçmektir. Etkili bir iletişim sağlayabilmenin en önemli yolu da duygu kontrolüdür.


Kızgınlığı kontrol ederek bizi kızdıran kişiyi ya da durumu değiştirebilir, iletişimi daha sağlıklı hale getirebiliriz. Kızgınlığın neden ya da kimden kaynaklandığını irdeleyerek, doğru zamanda ve mekânda doğru kişiyle bu duygumuzu paylaşarak kızgınlığın üstesinden gelebiliriz. Hakkımız olanı alamadığımız ya da önem verdiğimiz bir insan beklentilerimiz doğrultusunda davranmadığında yaşanan duygu kızgınlıktır. Böyle bir duygunun salt o olaya ilişkin olarak yaşanması insan doğasının gereğidir.


İnsan kızgın olduğu için diğer insanlardan korkar, insanlardan korktuğu için de onlara kızar. Kızgın insan “Nasıl olsa beni engelleyeceklere ya da reddedecekler” beklentisi içinde öyle davranışlarda bulunur ki çoğu kez gerçekten engellenir. Kızgınlığın dıştaki insanlara yöneltilmediği bazı durumlarda, dıştaki insanlar kişinin kendi benliğine mal edilir. Ve duygular dışa vurulacağı yerde, insanın kendi üzerine çevrilebilir.


Dıştaki insanların kişinin benliğine alınması olgusu, onun aşırı bağımlılığının doğal bir sonucudur. Engellemenin yarattığı kızgınlık kişiye yöneltilmediğinde küskünlük duygusuna dönüşür. Kimi insanlar sürekli olarak insanları ’iğneleyerek’ kızgınlık boşaltır. Böyle durumlarda kişi sık sık ama küçük oranlarda gerilim boşaltmakta olduğundan davranışlarının diğer insanlar üzerinde oluşturduğu etkiyi algılayamayabilir.


Kızgınlık durumu evrenseldir. Çünkü çoğu insan bu duyguların başkalarında da olduğunu gözlemiş ya da bu tür duyguların varlığının doğal sonucu olduğunu mantıksal olarak da kabul etmiş olsa kendine ait duygularında suçluluğundan kurtulamadığı için başkalarına tanıdığı hakkı kendisine tanıyamaz. Çeşitli nedenlerle engellenen bir yerde boşaltım sağlama ihtiyacı hisseder. Bunu kimi zaman hiç olmayacak bir yerde sergilerken; kimi zamanda aşırı bir boşaltım şeklinde (fiziki müdahale ) gösterebilir. Önemli olan ise bu savunma sistemini en iyi şekilde kontrol etmektir.


Kızgın hissetmemize neden olan olaylar, tek başlarına duygusal bir değer taşımazlar: burada önemli olan nokta, fizyolojik uyarımlara sebep olan bu olayları bizim değerlendirme biçimimizdir.


Aşağıda kızgınlık oluştuğunda ortaya çıkan tipik olaylar dizisi sıralanmıştır. Kızgınlık bir olay ya da kışkırtma sonucu tetiklenir. Kızgınlık düşünceleri geliştirir.

Kızgınlık beslenir ve artar. Kızgınlık duygusu eğer kontrol edilmezse şiddetlenir ve yapıcı eylemlerin kontrol edilmesi giderek güçleşir. Kontrol altına alınamayan kızgınlık, uzun süren, şiddetli, acı verici ve tahrip edici bir dizi öfkeli düşünce ve eylemi başlatır.

Gerçekte kızgınlığı devam ettiren kendi düşünce süreçlerimiz ve eylemlerimizdir; bir olay ya da birinin söylediği yaptığı bir şey değildir. Bilişsel terapistler, olumsuz düşünmenin gerçekten kızgın ve olumsuz hissetmemize neden olduğunu ileri süren teori üzerinde çalışmaktadırlar.


Bizi kışkırtan olaylara daha olumlu ve gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmayı başarabildiğimizde, kendimizi hayatımız üzerinde daha fazla kontrol sahibi ve mutlu hissedebiliriz. Kızgınlık çoğunlukla, bir haksızlığa uğradığınıza inandığınızda, birisi kendi çıkarı için sizden faydalandığında ya da sizin için önemli olan bir şeyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığınızda ortaya çıkmaktadır.


Bu duygular, sağlıksız ve tahrip edici bir şekilde sürebilir. Zihninizdeki bu durumdan kurtulmanın tek yolu, düşünceleriniz ve duygularınız arasındaki bağlantının farkına varmanızdır.


Yapılan çalışmalar, insanoğlunun genel olarak 2 nedenden dolayı kızdığını ortaya koymaktadır. Bunlar:


Bize göre doğru bize göre adil veya bize göre dürüst olmayan durumlarla karşılaştığımızda bizler kızarız. Diğer bir deyişle, ortadaki bir olay veya duruma bizim gibi bakmayan insanlarla karşılaştığımızda bizler onlara kızarız. Çünkü bir olay veya durumla ilgili olarak herkesin algısı ve değerlendirmesi farklıdır. Algımız ve değerlendirmelerimiz farklı olduğuna göre, evde ya da işyerindeki karşımızdaki kişinin bizim gibi algılamasını, düşünmesini ve davranmasını beklemek bizde kızgınlığın oluşmasına neden olur.

Kızmamıza neden olan diğer bir unsur da beklentilerimizdir. Bizim özel hayatımızdaki kişilerden beklentilerimiz vardır. Bizler, bu beklentilerimiz karşılanmadığında ya da gerçekleşmediğinde kızarız. Bu sebeple, kendimizden ya da başkalarından beklediklerimizi gerçekçi temellere dayandırmalıyız.

Öfke duygusuna en sık yol açan nedenlerden birisi hedef yönelik davranışlarımızın engellenmesidir. İnsanları öfkelendiren sebepler engellenme, önemsenme, aşağılanma, keyfi bir tutumla karşılaşma ve saldırıya uğramaktır.


Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, öfke normal ve sağlıklı bir duygudur. Diğer bir deyişle, öfke en insani duygularımızdan birisidir. Öfkesi ve kızgınlığından ötürü insanın kendisini suçlu hissetmesi doğru değildir. Sağlıksız olan öfkenin saldırganlığa dönüşmesidir. Beyinde amigdalanın yanında başka bir yer daha vardır. Oranın adı ise prefrontal lobdur. Bu lob bir süzgeç niteliğindedir. Prefrontal lob, duyguların kaynağı olan amigdalayı zihinsel bir yapıya oturtur. Dolayısıyla bireylerarası iletişimde içimizde oluşan duygunun karşımızdaki kişiye doğru aktarılması noktasında amigdalanın bizi esir almasına izin vermemek gerekmektedir. Aksine amigdla ile prefrontal lobu beraber barışık yaşatabilmeyi başarmak gerekmektedir.