Kırklareli yerel basınında yürüttüğüm çalışmalar esnasında pratikte kullandığım teorik bilgileri derledim.
Kitle iletişim çalışmalarında ana akımdan önemli kopuşlardan biri durum kavramı etrafında doğmuştur. Bu terim şeylerin nasıl tanımlandıklarının; rızanın üretiminde önemli bir öğe olduğunu belirtir. Kavram, medyanın 'yansıtıcı' rolünü ve bunu destekleyen "şeffaf dil' anlayışını sorunlu hale getirir.
Artık gerçek, "gerçekliğin belirli bir tarzda kurulması" olarak görülmekte; medyanın da gerçekliği hem yeniden ürettiği, hem de tanımladığı kabul edilmektedir. Dilsel pratikler aracılığıyla gerçeğin seçilmiş tanımları temsil edilmektedir.
Hall, temsil etme ve yansıtma’nın birbirlerinden oldukça farklı kavramlar olduklarına dikkat çeker. Temsil etme, var olan anlamı aktarma değil, şeylere anlam verme işini ima eder. Çevremizdeki kişi, kurum, olay ve olgular medyada temsil edilir.
Temsil etmenin kendisi, 'şeylere anlam verme olduğu için, medyada nasıl temsil ediliyor olunduğu oldukça önemlidir. Bu temsil de medyanın kullandığı dil ve kodlarla gerçekleşir.
Dil eğer 'gerçekliği' birebir yansıtabilen bir araç değilse, haber metinleri de dili kullanmaları nedeniyle daha başından ideolojik etkiye açıktır. Hem dilin kendisi, hem de gazete ve televizyonların kullandığı imajlar, belli ölçüde ideolojik yansımalara sahiptirler.
Dil ve medyanın işlevine yönelik anlayıştaki farklılaşma, medya metinlerinin analiz edilme biçimini de etkiler. Bu durumda, metin analizlerini yalnızca yazılı ya da sözlü metinle sınırlayan ve açık iletişimi analiz eden içerik analizi, toplumsal yapı içerisinde oluşan anlamı çözümleyebilmekte yetersiz kalır.
Medya metinleri, ideolojik yapılanışın da dahil edildiği bir yöntemle analiz edilmelidir. Haber sõylemi üzerine çalışmalar böylesi bir düşünceden hareket eder.
Haber metinlerinin söylemsel yapısına bakıldığında, bu metinlerin kapalı metinler oldukları görülür. Haberde egemen söylemler öne çıkmakta ve haber metinleri bu söylemler çerçevesinde kapanmaktadır. Bu kapanmanın nasıl oluştuğunu sergilemeyi amaçlayan çalışmalar 1970'lerden sonra ağırlık kazanmıştır.
Bu konuda çalışma yapan yazarlar arasında Hall, Murdock, Elliot, Van Dijk, Fowler, Schlesinger gibi isimler yer alır.
İkinci bölümde dil, iktidar/ideoloji ilişkisi tartışılmış olduğu için bu bölümde doğrudan haber söylemi ve haber dilindeki ideolojik yansımalar üzerinde durulacaktır. Bu ideolojik yansımaları ortaya koymaya çalışan yöntem de söylem analizidir.
İçerik çözümlemesinin aksine, söylem çözümlemesinde anlamlı en küçük birim cümle değildir. Anlam, metin içinde bütünlüklü olarak kurulabilen diğer dilsel özelliklerden bağımsız olarak düşünülemez.
Haberin söylemi yalnızca haberdeki yazılı ya da sözlü metinle de sınırlı değildir; haber metni, haberde yer alan görsel öğeler ve haberin bağlamıyla birlikte bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Van Dijk modelinde, haberin makro ve mikro yapılarından söz eder. Haberin 'makro yapısal özellikleri haberin içine oturduğu bağlam içinde ele alınırken; 'mikro yapısal özellikler' ise sözcük seçimleri, cümle yapıları, cümleler arasında kurulan ilişkiler, haberin ikna yolları (retorik), metindeki özel anlamlar, yananlamlar ve kodları içerir.
Van Dijk, haber söyleminin ideolojik belirlenimini bu makro ve mikro yapılar üzerinden açıklamaya çalışacaktır. Zira ona göre, ideolojik olanın gözden kaçırılmaması açısından haber söylemini bir bütün olarak ele almak gerekmektedir. Haber metinleri yalnızca dili kullanmakla kalmaz, medyanın olağan kıldığı tüm kod sistemini içinde barındırır. Örneğin yazılı basın sadece konuşma dilindeki sözcükleri ve cümle yapılarını kullanmakla sınırlı kalmaz, her gazete ve her sayfa düzeninin kendine özgü bir sekansı, vardır. Bir gazete sayfasının sentaksını "büyük puntolarla basılan başlıklar, alt başlıklar, fotoğraflar ve sayfa düzeni" oluşturur.
Televizyonda yer alan haber metinleri içinde ise Türkçe'ye ek olarak "tonlama, görsel metin, kaynak kişilerin doğrudan anlatımları vb." yer alır.