Bir haber hakkında yaptığım görüşmelerde hayattaki bütün sıfatlarımdan sıyrılıp bir haberci olarak sahaya çıkıyorum.
Kitle iletişim araçları; toplumu bilgilendirmek ve olaylardan haberdar etmek, sağlıklı bir kamuoyunun oluşturulmasına katkıda bulunmak, toplumun boş zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmek gibi önemli görevler üstlenmektedir. Kamuoyunun düşüncelerini, isteklerini ve eleştirilerini yöneticilere ulaştırmak, yöneticilerin de mesajlarını kamuoyuna iletmek açısından kitle iletişim araçları, çağdaş demokratik sistemin vazgeçilemez unsurları arasındadır.
Yüklenmiş olduğu sorumluluklar nedeniyle medya, toplumsal bir görev üstlenmiştir. Medyanın bu görevini yerine getirebilmesi için çeşitli hak ve özgürlüklere sahip olması gerekir. Basın özgürlüğü olarak tanımlanan bu hak ve özgürlükler, demokrasinin de vazgeçilemez özgürlüklerindendir. Kamu görevi yapan medyanın baskı ve sansürden korunmasının yanı sıra kendi yapısından kaynaklanan ve itibarını sarsarak temel işlevlerini yerine getirmesini engelleyen unsurları da kendi çabasıyla ortadan kaldırması gerekir.
Yani basın, hem özgür olmalı hem de bu özgürlüğün başka amaçlarla istismar edilmesini önleyecek bazı kurumlara sahip olmalıdır. Bunu sağlamanın en iyi yolu, medyanın kendi kendini denetlemesi olan öz denetim (otokontrol) mekanizmasıdır. Basında öz denetim uygulamalarının başarılı olmasının koşulu ise, bu sistemi uygulayacak olan basın mensuplarıdır.
Basın etiği, basında haberci olarak çalışan bizlerin mesleki etkinliklerindeki ilkeler ve kurallar olarak tanımlanabilir. Basında ahlak konusu, 20. yüzyılın başlarında ve çağdaş kitle iletişim araçlarının geliştirildiği Batılı ülkelerde gündeme gelmiştir.
Pek çok ülkede, basının kendini denetlemesi yolunda atılan adımlar genellikle “Basın Ahlakı” çerçevesinde ele alınmaktadır. Öz denetim bir yandan özgürlük diğer yandan ise ahlak çerçevesinde değerlendirilmek istenmektedir. Aslında meslek ahlakı konusu ve sorunu, ilk çağlardan günümüze kadar hemen hemen her toplumda görülen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Demokrasilerde, kamuoyunu yönlendiren ve toplumu bilgilendirme görevi olan medya, bu görevini yaparken her şeyden önce toplumun güvenine sahip olmalıdır. Medyanın sahip olduğu gücün; demokrasi, hukuk devleti, kişi hak ve hürriyetleri ve toplum yararına kullanılması gerekir. Bu gücün kötüye kullanılmasının önüne geçilmelidir. Bu nedenle basın, kendi içinde çeşitli mesleki ilkeler oluşturarak mensuplarının bu ilkelere uymasını sağlamaya çalışmıştır.
Meslek ilkelerinin geçerli ve etkili olabilmesi için öncelikle basın mensuplarının maddi çıkarlara alet olmamaları gerekmektedir. Ahlak yasaları; onur yasaları, basın yasaları, gazetecinin haklarına ve yükümlülüklerine ilişkin bildirgeler, gazetecilik kuralları gibi farklı isimler altında birçok ülkede mevcuttur.
Söz konusu ahlak yasalarının bazıları, İtalya gibi ülkelerde kamu makamlarınca düzenlenmektedir fakat ülkelerin birçoğunda ahlaki kurallar bizzat basın tarafından tanımlanmaktadır.
Ahlak kurallarının yaptırım gücünün fazla olmaması uygulanmadıkları anlamına gelmez. Özellikle Batı’da, meslek örgütlerinin herhangi bir yaptırıma başvurmamasına rağmen kendi ahlak kurallarını saptamış gazetelerin bu kurallara uymayan muhabirlerini işten çıkarmakta tereddüt etmedikleri gözlenmektedir. Ahlak kuralları ile ilgili başka bir nokta ise bu kuralların sadece muhabirleri değil; köşe yazarı, yazı işleri sorumluları ve işvereni de bağlamasının gerekliliğidir.
Dünyada ve ülkemizde siyasi otorite, basına bazı olanak ve ayrıcalıklar tanıdığı gibi ağır veya hafif cezai yaptırımlar da koyabilmektedir. Gazeteciler, öz denetim sistemlerini kurarak devletin basına karışmasını önlemeyi, meslek ahlakını korumayı ve basına saygınlık kazandırmayı amaçlamışlardır. Öz denetim kuruluşlarının oluşmasında temel kaynak, 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" olmuştur. Bu beyannamelerde kişi haklarına saygı ve kamu düzeninin korunması esas alınmıştır.
Daha sonra UNESCO tarafından, basın ahlak ilkeleri yönünde yeni kurallar ortaya konmuştur. 1954 Bordeaux Bildirgesi, 1971 Münih Bildirgesi ve 1993'te Avrupa Konseyi'nde hazırlanan aynı yöndeki metin, Avrupa’da, tüm kıtayı kapsayacak biçimde bir gazetecilik etiği oluşturulması çabasının üç önemli temel taşıdır. Dünyada ilk “Basın Ahlak Yasası” Birinci Pan Amerikan Basın Konferansı’nda kabul edilmiştir. Gerek bu konferansta kabul edilen gerekse UNESCO tarafından ortaya konan ilkeler birbiriyle benzerlik taşır.
Bu kurallardan bazıları; dürüstlük, objektiflik, haberlerin doğruluğunu araştırmak, olayları kışkırtmamak, olayları gizlememek, düşünce özgürlüğünü savunmak, savaş çığırtkanlığı yapmamak, uydurma ve abartılmış haber yayınlamamak, kişinin özel hayatına saygı göstermek, özel yararlar sağlamamaktır.