Kırklarelili gençler tarafından oluşturulan edebiyatçılar toplumluluğun son görüşmesinde Yeni Lisan Hareketi hakkında konuşuldu.
Genç Kalemler dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” makalesiyle Nisan 1911’de Türk edebiyatında yeni bir anlayış başlar. Başlığından da anlaşılabileceği gibi asıl dille ilgili teklifleri olan hareket, doğal olarak bu anlayışı edebiyat sanatı içinde örneklendirmek durumundadır. Yeni Lisanın temsilcileri ilk andan itibaren önerdikleri dil anlayışını yazdıkları edebî metinlerde kullanmayı denemişler, bir anlamda yabancı unsurlarından arındırılmış Türkçe ile sanat eseri yazılabileceğini göstermişlerdir. “Yeni Lisan” makalesinde edebiyatla ilgili açık tenkitler vardır, ancak teklifler yoktur. Fakat ilk andan itibaren yazılanlara bakılırsa Ömer Seyfettin’in millî edebiyat için dili ve yerliliği esas aldığı görülmektedir. İlk makalede yerli bir vezin olmasına rağmen hecenin kullanımı konusunda bile kararlı bir yaklaşım sergilenmez. Fakat onların edebiyatla ilgili teklifleri zaman içinde özellikle de ‘millî edebiyat’ kavramı etrafında yapılan tartışmalarla belirginleşir. Yeterince estetik olmadığı ve sadece halka hitap ettiği yolundaki tenkitler arasında ‘millî şiir ahengi’ yavaş yavaş şekillenir. Millî Edebiyat şiirinin belirleyici üç özelliği vezin ve dil kullanımı ile içerikte yerliliktir. 1905 Edebî tartışmasından sonra aslında hece vezni ve sade Türkçe kullanımı artık belirginleşmiştir.
1911-1922 dönemine fikirleriyle yön veren Ziya Gökalp (1876-1924)’tır. Dönemin fikir babası bunun için edebiyata da öncü olur. Çünkü dönem edebiyatını etkileyen aslında dil ya da edebiyattan çok düşünce dünyasında meydana gelen değişikliklerdir. Gökalp ise bir edebiyatçı/sanatçı olmaktan çok bir fikir adam ve sosyologdur. Türk milliyetçiliğinin anlatıldığı bu şiirlerin anlam dünyası Gökalp’ın düşünce dünyası takip ettiği seyir paralelinde Turan’dan Türkiye Türkçülüğüne doğru daralır. Şiirin içeriğini milletin ve devletin meseleleri tayin eder. şiirlerdeki milliyetçi yaklaşım, bu anlayışla uygun dil ve şekille de birleşir. Ziya Gökalp içerik, dil ve şekilde teklifleri olan bu şiirle, aynı zamanda millî edebiyatın şiirdeki ilk temsilcilerinden biri olur. Gökalp millî edebiyatın vezninin hece olduğu inancındadır. Onun şiiri tam anlamıyla bir düşünce şiiridir. Ziya Gökalp bu konudaki görüşlerini “Şuur devrinde şiir susar, şiir devrinde şuur seyirci kalır. İçinde bulunduğumuz zaman, galiba, birinci devreye aittir.” şeklinde etkili bir cümle ile de ifade etmiştir
Türk edebiyatı tarihinde hikâye yazarı olarak önemli bir yeri olan Ömer Seyfettin, yazmaya şiirle başlar. Sonraki yıllarda sanatının asıl faaliyet alanı olarak hikâyeyi seçince daha az sayıda şiir yazacaktır. Sanatçı’nın şimdilik tespit edilebilen ilk şiiri, 14 yaşındayken yayımlandığı anlaşılan 1898 tarihli “Lane-i Garam”dır. Fevziye Abdullah Tansel Ömer Seyfettin’in şairliğine dikkat çekmiş ve konuyla ilgili çalışmalar yapmıştır. Tansel’in çalışmalarıyla Sanatçı’nın şiirlerinde kullandığı takma adlar belirlendiği gibi bazı şiirleri de bir araya getirilebilmiştir. Ömer Seyfettin’in şiirleri (1972) adlı bu kitapta tema, şekil hususiyetleri ve vezinleri açısından sınıflanan 77 şiir, yazara ait 86 şiirin bir araya getirildiği Ömer Seyfettin Bütün Eserleri (2000) adlı külliyat çalışmasının 5. cildiyle biraz daha genişletilebilmiştir. Ancak Ömer Seyfettin’in çok fazla takma isim kullanmış olması, yazdığı yıllara ait süreli yayınların eksik ve dağınık olması, en önemlisi de sadece şiirlerini değil bütün eserlerini sağlığında kitaplaştıramamış olması bu sayıların yeni bulgularla değişebileceğini düşündürmektedir. Üslup olarak da Servet-i Fünûn tarzının hâkim olduğu bu şiirlerde vezin aruzdur. Şairin ferdi duygulanışları, yalnızlık, bedbinlik, aşk ve tabiat karşısında hissedilenler bu şiirlerin aslî konusunu oluştururlar. 1908’den itibaren edebiyatın sosyalleşmesiyle Ömer Seyfettin’in şiirlerinde toplumla ilgili duyarlılıklar yer almaya başlar. Bu duyarlılık Balkan Savaşlarıyla birlikte onun şiirlerinin hâkim unsuru haline gelir.
Ali Canip (Yöntem, 1887-1967) “Yeni Lisan”la başlayan dilin ve edebiyatın millîleştirilmesi çalışmalarının önemli teorisyen lerindendir. Ziya Gökalp’ın fikir babası olduğu bu projenin üç mimarından biri olarak daima içinde olmuş ve Yeni Lisancıların en uzun yaşayanı olarak sonraki yıllarda da bu anlayış etrafında yazılanları yönlendirmiştir. Özellikle de millî edebiyatın tartışıldığı bir dönemde Ali Canip’in yazdıkları bu kavramın belirlenmesine önemli katkılar sağlamıştır. Ali Canip’in Muallim Naci tesirleriyle yazılmış ilk şiirleri gazel tarzındadır. Sonraki yıllarda edebiyatın baskın sesi Servet-i Fünûn’un etkisine giren sanatçı, Muallim Naci’den getirdiği dildeki sadelik fikrini dönemin sanat anlayışı ile birleştirir ve Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin tesirinde şiirler yazar. Aruz vezni ve sade dille yazdığı şiirlerde dönemin edebiyatına katkılarda bulunur. 1913 sonrasında Ali Canip’in kendini daha çok ilmî çalışmalara verdiği ve giderek şiir yazmayı bıraktığı görülür. Fakat yine de kaynaklar onun 1913 yılında yayımlanan “Kaval” adlı şiirini hece vezninin ilk başarılı kullanıldığı şiir olarak göstermektedirler.