Kırklareli’de oturduğum bir mekanda masalara verilen yazar isimlerine dikkatli baktığımda mitoloji ile ilgili olan bir yazar ismi dikkatimi çekti. Mitik düşünce ve inançlar, dinler ve düşünce tarihi içinde dini, felsefi, bilimsel düşünce öncesi döneme ait kabul edilir. Mitler, tanrıların, evrenin, dünyanın ve insanın yaratılışını anlatan sembolik öykülerden oluşmaktadır. Bilinebildiği kadarıyla mitik öykülerin geçmişi, ilk insan topluluklarına kadar uzanır. İnsanın yeryüzü etkinliği ve doğaüstü varlıklara ilgisi, bir anlamda inançların, düşüncenin ve toplumun tarihiyle çakışır.
Kutsal kitapların zaman anlayışı ve batı dışı kültürlerin tarihi bir yana bırakılırsa, bugünkü tarih anlayışına göre, mitlerin kökeni MÖ 9. ve 8. yüzyıllara antik Yunan kültürüne dayandırılmaktadır. Homeros’un İlyada ve Hesiodos’un Odysseia destanlarında yansısını bulan kahramanlık çağı öykülerinden oluşan mitlerin, çağlar boyu toplumsal yapı ve çevre ile etkileşim içinde değişerek, dönüşerek dilsel, kavramsal ve düşünsel dünyada pek çok alanda etkilerine rastlanılmaktadır.
İlahi dinlere göre, Yahudiliğin peygamberi Hz. Musa, kutsal kitabı Tevrat’tır. Hristiyanlığın peygamberi Hz. İsa, kutsal kitabı İncil’dir. İslam’ın peygamberi ise, Hz. Muhammet’tir, İslam’ın kutsal kitabı, Kur’an’ı Kerim’dir. Mitik inançların mesajları, yerel veya bölgesel iken, ilahi dinlerin çağrıları, tek Mit, Din ve Toplum İlişkisi bir coğrafya, bölge, iklim ve ırka değil, evrenseldir. Yani bütün insanlığadır.
Düşünce tarihi içinde Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi, tek Tanrılı dinler, mitleri ve mitik düşünüş ve inançları politeist yapısı sebebiyle, kendi inanç ilkelerine uygun bulmamaktadır. Ancak Yeni Çağ düşünüşünün etkisiyle, bugün mitolojiye kaynaklık eden Antik Çağ mitlerine ve düşünüşüne ait imgelere siyasi, sosyal, edebi, iktisadi, sanatsal vs. pek çok alanda rastlanılmaktadır.
Mitoloji, mitler bilimi ve mitlerin sistemli bir şekilde toplanması demektir. Mit, çok tanrılı bir dinin tanrıları, doğal ve insani olaylar üzerine anlatılan öykü/efsane, mitoloji de bu efsanelerin bir araya getirilmesidir. Antik Yunancada söz, öykü anlamına gelen mit (mythos), ilk veya ilkel insan topluluklarının, evreni, yeryüzünü ve tabiat olaylarını kişileştirerek yorumlama veya henüz sırrını çözemedikleri hayat ile ilgili her türlü sorunu kendileri için anlamlı olacak biçimde açıklama gereksiniminden doğmuş öykülerdir.
Doğaüstü güçlerin doğal ve toplumsal dünyaya etkilerini yansıtan mitler, pozitivist ve evrimci toplum kuramlarına göre, insan düşüncesinin bir aşaması sayılmaktadır. Ana hatlarıyla Tanrıların yaratılması, teogonik öykülere; evrenin oluşumu-yaratılması, varlığın başlangıcı ve hayat, kozmogonik öykülere; öte dünya ile ilgili işler eskatolojik öykülere konu olmaktadır.
İlk insanın fiziki dünyadaki çaba ve eylemleri, doğa ötesi inançları, toplumsal dünya algısı, siyasal, ekonomik, tarihsel, sosyolojik, psikolojik, yasal ve etik unsurlar mitler haline getirilmiştir. Bu anlamda ‘mitler, evrende egemen olan düzeni anlama çabasıdır.
Mitin gerçekle ilişkisi olup olmadığına gelince; mitin gerçekliği, geçerliliği önce kendi içinde ve insani ilgi, ihtiyaç, soru, sorun, korku, ümit ve gelecekle ilgili merak ve beklentilerde aranmalıdır. Yine insanın toplumsal çevresinden kaynaklanan sorunlar karşısında bir çözüm arayışı, onların üstesinden gelme ve güvenlik arzusu içinde aranmalıdır.
Mitin simgesel, insanüstü veya kutsal bir yönü vardır. Bu simgesellik ve kutsallık, insan hayatı, insanın evrendeki yeri ve anlamı ile ilişkili soru ve sorunlardan kaynaklanır. Mit bağlamında simgeler ve kutsallık, bireysel inanç ve toplum kökenli ritüellerle sunulmakta ve aktarılmaktadır. Ayrıca mitik düşünce uygarlık tarihi açısından insanın yeryüzünde doğa ve toplumla ilk etkinlikleri konu edinmekte olup, zamanla insanın yeryüzündeki serüvenine göre farklılaşarak, dönüşerek varlığını devam ettirmektedir. Mitler, evrenin ve insanın yaratılışı, insanın doğa ve toplumla, yani sosyal çevre ile ilişkisi çerçevesinde oluşturulmuş açıklama ve anlatım biçimleridir.
İnsanların geçim, savunma ve üreme gibi aktiviteleri, örneğin mağara ve kaya resimlerinde hayvan resimleri ve av sahneleri, insanın doğaya ve topluma egemen olamadığı dönemlerdeki düşünme biçimini yansıtır. Bu bağlamda insan rastlantısal nedensellik bağlarını bu mitolojik unsurlarda bulmaktadır. Bu bağlamda insan rastlantısal nedensellik bağlarını bu mitolojik unsurlarda bulmaktadır. İnsan rastlantısal yer ve zaman çağrışımlarıyla bir olay sırasında dikkatini çekip belleğine yerleşmiş olan şeyleri, o olayın sorumlusu, nedeni olarak görmektedir. Neden, doğaüstü ve rastlantısal olunca, onunla ilgili açıklamalar da mitolojik olacaktır. Böylelikle mağara duvarına hayvan resmi çizmek suretiyle, dışarıda avlanacak hayvanlar bulacaklarına inanılmakta, dinsel ayinlerle avlanan hayvan sayısının artacağı düşünülmektedir. Benzer şekilde, ‘gebe bir kadın heykelciği yapma eylemi’, topluluğun kadınlarının doğurganlığına vurgu yapmaktadır. Çünkü geçim ve savunma için nüfus her zaman stratejik bir öneme sahiptir.