Kırklareli’deki basın siyasetten uzak. Osmanlı Devleti’nin hemen her bakımdan dar boğaza girdiği bu dönemde, basınla ilgili kanunlar bu alanda sınırlamaları beraberinde getirir. 1852 yılında yürürlüğe giren Fransız Basın Kanunu’ndan örnek alınarak yapılan uygulamalar, ülkenin siyasal kargaşası içinde gittikçe özgürlük sınırlarını daraltır. Bu da yönetime karşı rahatsız bir grubun ortaya çıkmasına neden olur. “Jön Türkler” adı verilen bu grup, ülke içinde barınamayınca başta Avrupa olmak üzere, dünyanın dört bir yanma dağılırlar.
Buralarda yaptıkları en önemli işlerden biri, süreli yayınlar çıkararak düşüncelerini yaymak olur. Bu ürünleri gizli yollardan ülke içine göndererek kendilerini destekleyen bir kamuoyunun oluşmasını sağlarlar. 1878- 1908 yılları arasında yurtdışında faaliyet gösteren Jön Türkler, Yeni Osmanlılar gibi meşrutiyetin ilân edilerek parlamenter sisteme geçilmesi ve Sultan’ın mutlakıyetine son verilmesi görüşündedirler. Mısır’da ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde çıkardıkları gazete ve dergileri yabancı posta şirketleri veya konsolosluklar vasıtasıyla ülkeye sokan Jön Türkleri o dönemin Fransız basını “İstikbâlin hâkimi ve Abdülhamid’in yegâne varisleri” olarak görür. Yeni Osmanlılarla başlayıp Jön Türklerle devam eden ve yurtdışında gelişen muhalif basınla ilgili yapılan araştırmalara göre 1867-1907 yılları arasında çıkarılan süreli yayınların sayısı 153 kadardır. Bunların 42 tanesi (%28) Kahire’de, 22’si (%15) Paris’te, 16’sı (%11) Cenevre’de geri kalanları ise değişik yerlerde yayımlanır. Jön Türk basınının sayısal artışı bilhassa Ermeni olaylarından sonra gelişir. 1895 yılından sonra artan yayın sayısı II. Abdülhamid’e karşı oluşan muhalif hareketin hız kazandığını gösterir. Jön Türk yayınları içerik olarak iki temel özelliğe sahiptir:
Bunlardan teorik ağırlıklı olanlarda ülke meseleleri daha soğukkanlı bir şekilde irdelenir ve çözüm önerileri getirilir.
Diğer grup ise daha militarist, hatta anarşist bir anlayışla çıkarılan ve herhangi bir fikri zemine oturmayan yayınlardır. Bu tür yayınlarda başta Abdülhamid olmak üzere bütün devlet yöneticilerine ağza alınmayacak hakaret, küfür ve karalamalar yapılır.
1854 yılında Dağıstan’da doğan Mehmed Murad, Abdülhamid Dönemi basınının öne çıkan önemli bir figürüdür. 21 Ağustos 1886 tarihinde ismine sıfat olarak eklenen Mizan gazetesini çıkarmaya başlar. Bu gazetedeki başarısı ile ilk başlarda Sultan II. Abdülhamid’in teveccühlerini kazanır. Ancak zaman içinde gelişen muhalif tavrı nedeniyle Sultanla arası açılır. Gazetesinde saraya ve Sultan Abdülhamid’e karşı açıkça cephe alır. Padişahı usul-i meşvereti kabul etmeye veya tahtı terk etmeye davet ettiği için gıyabında idama mahkûm edilir.
Güç odakları, Jön Türkleri kullanarak yurtdışında çıkardıkları yayınların yanı sıra, kendi ülkelerinde çıkan gazete ve dergilerde de uydurma habere dayanan aleyhte yayınlar yaparlar. Bu yayınlarda geçen konuların gerçek olduğuna inanan ve haber alma kaynakları kısıtlı olan kamuoyu haliyle tedirgin olur. Osmanlı yönetimi bu tedirginliği ortadan kaldırmak veya en aza indirebilmek için yurtdışında çıkarılan süreli yayınlardan bir kısmının ülkeye girmesini yasaklar. Sultan Abdülhamid, bazen yasal bazen de yasal olmayan yollarla aleyhindeki basını susturmaya çalışır. Bu amaçla yabancı ülkelerde görevli olan elçilerden basını yakından takip etmeleri ve bunlarla ilgili raporlar hazırlamaları istenir. Ayrıca kurulan Matbuat-ı Hariciye Müdürlüğü’nün çalışmaları ile bu tür zararlı yayınların önüne geçilmeye çalışılır.
Bu müdürlük aleyhte yazılmış yazıları kontrol edip yayımlanması için aynı gazeteye tekzip yazıları gönderir. Bunun dışında dikkat çeken icraatlarla ilgili dış basını bilgilendirici yazılar hazırlar ve onlara servis eder. Osmanlı yönetimi, yasal yollardan yayınları engelleyemeyeceğini anlayınca, onlardan bir kısmını parasal açıdan destekleyerek kendi yanına çekmek ister. Bunda başarılı olunsa da bu her zaman istismara açık bir konu olarak kendini gösterir. Gazeteciler veya gazete sahipleri Sultan’dan para koparmak için her fırsatı değerlendirirler. Hatta bunun için uydurma haber yapar, kitap yazar ve bunların yayımını engelleyebileceklerini belirterek para talep ederler.
Para yardımı dışında basın mensuplarına madalya veya beratlar verildiği de görülmektedir. Bu ödüllerin yalnızca yazarlara veya muhabirlere değil; matbaa çalışanlarına, hatta hamallara bile verildiği anlaşılmaktadır. Abdülhamid Dönemi’nde yerli basına Hazine-i Hassa’dan 30 bin ile 10 bin kuruş arasında tahsisat ayrılır. Avrupa gazetelerine ise yılda 40 bin frank kadar ödeme yapıldığı bilinmektedir. Bu tür destekler yanında memuriyete atama, nişanla ödüllendirme, sarayda görevlendirme gibi basın mensuplarını göz önünde bulunduracak uygulamalar yapılır.