Stres ve travma kavramları genellikle iç içe geçmiş birbirlerinden kolayca ayrılamayan, kavramlardır. Stres, bir stresöre karşı bedensel ve ruhsal anlamda verilen tepkilere denir ve bu tepki organizmanın bedensel ve/veya ruhsal anlamda tehdit altında olduğunu gösterir. Büyükşehirlere nazaran Kırklareli’de günlük hayatın stresinden uzak gibi görünebiliriz. Ama benzer durumlarla burada da karşılaşıyoruz.
Stres, insanda bedensel ve ruhsal anlamda sağlıksız durumlara da yol açabilir. Stresörler, stres tepkisi aracılığı ile insanda bir yandan sorunun çözümü açısından güdü sağlarken diğer yandan ruhsal bozukluklardan bedensel hastalıklara zemin hazırlamak gibi birçok sağlıksız duruma neden olabilirler.
İnsan yaşamının doğumdan itibaren ilerleyişine şöyle bir göz atıldığında stresör olarak nitelendirilebilecek olayların önemlice bir kısmının aile ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili olduğu görülmektedir. Bu stresörleri tanımak, hazırlıklı olmak, bu stresörlerin neden olabileceği olası sonuçları öngörebilmek, bu sonuçlarla ilgili önlemler alabilmek aile yaşamı açısından önem taşımaktadır.
Olumsuz sonuçlara yol açabilecek stresörlerin önemlice bir kısmının aile ile ilişkili olmasının yanında stres ile baş edebilmek için kullanılan yöntemlerin de bir kısmı aile ile ilgilidir. Eş ile olan ilişkinin iyi nitelikler taşıması, aile ile birlikte zaman geçirilebiliyor olması, çocuklarla beraber zaman geçirilebiliyor olması, yeterli cinsel doyuma sahip olunması gibi aile ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili faktörlerin kişilerin stresle baş edebilme kapasitesini arttırdığı bilinmektedir.
Stres yaratan olaylara göre kişinin veya yakınlarının bedensel ve/veya ruhsal varlığına karşı ciddi tehdit oluşturan, ani olarak gelişen ve kişide dehşet duygusu yaratan olaylar şeklinde tanımlanabilecek travmatik olaylar da gerek doğrudan gerekse de dolaylı olarak aile yaşamı üzerine olumsuz etkiler gösterirler.
Stres, fizyoloji, psikoloji-psikiyatri ve tıp bilimlerinin tümünü kapsayan hipotetik bir kavramdır. Canlı organizmaya yönelen, genellikle zararlı, yönelen tehdidin niteliğinden bağımsız bir yanıt ya da fizyolojik olarak bedenin olağan koşullarda oluşturduğu dengede değişiklere neden olan herhangi bir durum olarak tanımlanabilir.
Organizmaya zararlı bir etkenin ani olarak uygulanması sonucu ‘genel adaptasyon sendromu’ olarak adlandırılan bir tablo ortaya çıkar. Bu tablodaki strese yanıtta birinci aşama ilk 24 saati kapsar ve alarm evresi denir. Bu evrede vücut stresle ilk kez karşı karşıya kalmakla ilgili yanıtlar verir. Bu yanıtlar hormon salgılayan organların hacimlerinde ani azalma, mide-bağırsak sisteminin iç yüzünü kaplayan katmanın hasarı ve sempatik sinir sisteminin uyarılması ile ilgili belirtilerdir
Eğer aynı stres etmenine maruz kalma devam ederse birinci evredeki belirtiler kaybolur ve vücudun direncinin arttığı ikinci aşama olan direnme evresine geçilir. Bu evrede direnme stres hormonları da denen böbrek üstü bezlerden salgılanan hormonlar tarafından sağlanır. İlk iki aşama strese verilen olağan yanıtlardır ve organizmanın tehdit edici bir duruma karşı uyum sağlaması ve tehdit edici durumla baş etmesini sağlamaya yöneliktir. Stres sırasında ortaya çıkan biyolojik değişikliklerin bir kısmı ‘savaş ya da kaç’ gibi klasik savunma yanıtları olarak tanımlanan fizyolojik reaksiyonları içerir. Bu fizyolojik yanıtlar davranışların oluşmasına ve gösterilmesine katkıda bulunarak canlı organizmanın hayatta kalma olasılığını arttırmaya yöneliktir.
Stres koşullarının devam etmesi durumunda, nihai tükeniştükenme evresi olarak kabul edilen üçüncü aşama ortaya çıkar. Adaptasyon enerjisinin tükendiği bu evrede ilk evredeki alarm reaksiyonları tekrar ortaya çıkar, ölüm ya da psikiyatrik-psikosomatik hastalıklar ile sonuçlanır. Tükenme evresi stresin patolojik sonucudur. Devamlı maruz kalınan stres, organlara fiziksel olarak zarar verebilir ve hastalıkların ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
Aile yaşamı stresi besleyebilecek birçok unsur barındırıyor olmasına karşın doyumlu bir aile yaşamının stresle baş edebilme konusunda oldukça yardımcı olduğu bilinmektedir. Günümüzde özellikle de çekirdek ailenin kurulması evlilik ile başlar. Evlilik birbirinden farklı ortamlarda, bazen farklı kültürlerin etkisiyle ve farklı dillerde yetiştirilmiş, birbirinden farklı eğitim düzeylerine ve farklı deneyimlere sahip kişiler tarafından yapılmaktadır. Ailenin kurulumunun başlangıcında kendiliğinden var olan bu faktörler sonrasını fazlası ile tehdit etme riski taşımaktadır. Birbirinden oldukça farklı olan bu iki kişi ortak kararlar vermek ve asgari düzeyde uyuşmak zorunda kalacaktır.
Aile içinde yaşanan stresin önemlice bir kısmı aile içerisindeki iletişim biçimi ile ilişkilidir. Ebeveyn ve çocuklar arasındaki iletişim, çocukların birbirleri arasındaki iletişim ve hatta geniş bir aileden söz ediyor isek diğer ile üyelerinin rol aldığı iletişim biçimi stresin oluşumuna katkıda bulunur. Aile içindeki iletişime aileyi oluşturan kişilerin birbirleri üzerinde kurmaya çalıştıkları hükümranlık damgasını vuruyorsa, daha çok kişinin karşısındakini dinleme ve anlama çabası ile ilgili değil de kendi bildiklerini dikte etme şeklindeyse, sınırlayıcı ve baskıcı özellikler taşıyorsa ve eşitlikçi değilse gerginlik ve stresin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.