Aşağı Pınar kazı alanın son günlerde Kırklareli gündeminde olması beni eski uygarlıklar hakkında okuma yapmaya yönlendirdi.

Aşağı Mezopotamya’ya MÖ IV. binyılın ortalarında gelerek burada kendilerine özgü bir medeniyet geliştiren Sumerlerin bitişken bir dil kullanan kavim oldukları, ayrıca bölgeye geliş yönleri konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte Orta Asya’dan geldikleri anlaşılmaktadır.

Sumerler Irak’ın güneyine daha önce bölgede bilinmeyen silindir mühür, ziggurat denilen yüksek katlı tapınaklar ve çömlekçi çarkını getirmişlerdir.

Sümerler burada kent devletleri kurarak ilk şehir medeniyetini geliştirmişlerdir. Çivi yazısını keşfederek kullanmaları, okullar açarak eğitim vermeleri, gök cisimlerini izleyerek bunlara isimler, sayılar vermek suretiyle onları tespit etmeleri ve astrolojinin kurucuları olmaları onların başarılarını gösteren en açık kanıttır.

Ayın hareketlerinden bir kameri takvim, evren ve insanla ilgili görüşlerinden de panteon (tanrılar topluluğu) ve mitler oluşturmuşlardır.

Hukuktan mimariye, müzikten sanat ve edebiyata kadar her şeyin Sümerlerde varlığı anlaşılmaktadır.

Yönetimden bürokrasiye, matematikten eczacılığa kadar her konuda kafa yordukları görülmektedir.

Tüm bu bilgiler önce Samiler tarafından benimsenerek bugünkü Irak ve Suriye’nin tamamına varıp sonra Anadolu üzerinden Hurilerden Hititlere ve oradan Batıya, Akdeniz’in doğusunda yaşamış olan Fenikeliler aracılığıyla ise, Helenlere ve oradan da Roma’ya ulaşmıştır.

Sümerler Aşağı Mezopotamya’da MÖ 2700’ler civarında kendi tanrılar topluluğunu oluşturmuşlardır. Onlar tanrıları insan şeklinde tasvir etmekteydiler. Bu durum onları diğer Ön Asya toplumlarından ayırmaktadır.

Mezopotamya’da hayvanlara, hayvan resimlerine tapınılmamıştır. Hayvanlar tanrıların sembolü durumundadır. Aşağı Mezopotamya’da yer alan Sümer kentlerinin her birinin kendine has bir tanrısı bulunmaktaydı.

Bunlar, hava tanrısı, gök tanrı, güneş tanrı, ay tanrı, yaratıcı ana tanrı, çoban tanrı ve tahıl tanrı gibi.

Sümerler tanrıları insan şeklinde tasavvur ettikleri gibi onların yaşantısını da insanlara benzetirlerdi. İnsanoğlu gibi onlar da yiyip-içmekte, evlenip yuva kurmaktaydılar. Onların da hırsları, arzuları vardı, sevinçli ya da hüzünlü olduklarına inanılırdı.

Sumer Mitleri dünyanın yaratılışı, düzenlenmesi ve tanrıların eylemleri çevresinde oluşmuştur.

Sumer mit yazıcıları yazılı dönem öncesi ozanların söyledikleri destanları yazıya geçirmişlerdir. Bunlar öyküleri anlatırken daha çok düş gücünü kullanmışlardır.

Sümer destanlarından birinden kısaca bahsetmek gerekirse;

Erken dönem Sumer Kral listelerinde Tufan’dan sonraki ilk hanedan efsanevî Kiş hanedanı olup, bu hanedanın 13. kralının adı göğe çıkan çoban Etena’dır. Bir mühür üzerinde kartalın sırtında yerden yükselen figür görülmekte ve yerde koyunlar otlamaktadır.

Etena ile Kartal miti Tufan’dan sonra bir kralın çobanlığından yoksun halkın içinde bulunduğu durumu açıklamaktadır. Krallığın alametleri olan asa, taç, tiara ve çengelli çoban sopası Anu’nun huzuruna getirilmiştir.

Daha sonra kader tanrıları Anunnakiler krallığın gökten yere indirilmesini istemişlerdir. Burada atanan kralın da Etana olması gerekir.

Fakat krallığın devamını sağlayacak şekilde Etena’nın oğlu bulunmamaktadır. Etena güneş tanrısı Şamaş’a her gün kurban sunarken kendisine bir oğul bağışlamasını ister ve Şamaş’a “Ey tanrı bana doğum otunu göster, üzerimdeki yükü kaldır ve bana bir isim yap” demektedir.

Şamaş ise Etena ’ya dağı aşması gerekeceğini ve orada bir çukur göreceğini bu çukurun içerisinde tutuklu bulunan kartalı serbest bırakması halinde onu doğum otuna götüreceğini söyler. Buradan itibaren mit yılan ile kartal şeklinde anlatılmaktadır.

Kartal ile yılan dost geçinirler ve kartalın yuvası bir ağacın tepesinde yer alırken yılanın yuvası ağacın altındadır.

Bir süre sonra kartalın aklına kötülük düşer ve yılan uzaktayken onun yavrusunu yutar.

Yılan yuvasına döndüğünde yavrusunu göremeyince yemini bozan kartalı cezalandırması için Şamaş’a başvurur.

Şamaş ise kartalı nasıl tuzağa düşüreceğini, onu çukura nasıl atacağını anlatır. Kartal bu çukurda yatarak Şamaş ’tan yardım isterken; Şamaş ona Etena’yı gönderir. Etana kartalı çukurdan çıkardığı için onun isteği olan doğum otunu bulmak için onu gökyüzüne, İştar’ın yanına götürür.