Geçen gün evin balkonunda kahvemi yudumlarken, gözüm Kırklareli otogarına takıldı. Özellikle otogardan çıkan bir arabayı havlaya havlaya kovalayan bir köpeğe. Cadde boyunca kovaladığını ve hiç bir an soluklanmadan koşturduğuna dikkat ettim özellikle. Gözden kaybolduktan sonra kendi kendime gülümseyerek o köpeğin o kovalama halinden kendime hatta bizlere pay çıkarttım.
Aslında bakınca bizler de aynı hale bürünüyoruz. Bir şeylerin, bir olayın peşine takılıp koşturup duruyoruz. Bazen bir amaç uğruna bazen tamamen amaçsızca. Tabi arada soluklandığımız hatta durduğumuz ve bir adım dahi atmadığımız da olmuyor değil. Ancak hayat, içinde bulunduğumuz yaşamlar bize bunu mecbur kılıyor bir yerden sonra.
Hadi kendimizi o sokak köpeğinin yerine koyalım. Biraz da olsa gözlerimizi kapatıp düşünelim. Ben neyi kovalıyorum diye akıl süzgecimizden geçirelim. Veya şuan dinlenme aşamasındaysanız, önceden nelerin peşinden koştuğunuzu düşünün. Özellikle önceki koşturmacanızda nereye vardığınızı düşünmenizi istiyorum sizden.
O kovaladığınız şeyi şimdi de o köpeğin kovaladığı araba olarak tanımlayalım kafamızda. Ne yaptınız, araba durunca yahut arabayı geçince? Asıl bizim odaklanmamız gereken, yahut o kısma ulaştıktan sonra bocalayıp durduğumuz yer burası.
Yani kovaladığımız hedefe varınca ya da onu sollayıp geçince ne yaptığımız ya da ne yapamadığımız. Eminim ki birçoğunuz hedefine ulaşınca yahut onu geçince ya da tam onun elinden tutmaya yakın olduğu zaman, en az ben kadar bocalıyor.
Çünkü hepimiz bir yoldayız. Ve çoğu zamanda plan yapmadan çıkıyoruz bu koşturmaya. Aslında bir planımız var ama detayları yok. İçi boş kalıyor bir yerden sonra. Ve sonra o kocaman boşluk hissi. Ben buraya neden geldim. Neden kendimi yordum.
Asıl konumuza gelmek istiyorum. Hayatın bizi, isteyerek veya istemeyerek içine aldığı koşturmanın içine. Kaçımız bu koşturmayı bilinçli bir şekilde yapıyoruz inanın ben de bilmiyorum. İnanın, ben de içinde bulunduğum koşturmacaya yahut anlam karmaşasına nasıl girdiğimi bilmiyorum.
Gözlerinizi açabilirsiniz artık. Sizden geçmişinize ya da çocukluğunuza inmenizi istiyorum. Gün elbet doğacak, bugünümüz elbet geçmiş bir zaman dilimi olacak. Yarın için olan koşturmamızı bırakıp şimdi de geçmişe koşmaya ne dersiniz?
Biraz garip olacak biliyorum. Hatta birçoğunuz saçmaladığımı düşüneceksiniz. Belki de geçmişte yaşadığınız acıları hatırlayıp bana kızacaksınız. Ama olayımız şuan geçmişteki acılarımız kesinlikle değil. Güzel şeyleri hatırlamaya çalışalım. Veya unuttuğumuz ama zihnimizin bir yerlerinde saklanan, yüzümüze tebessüm getirecek anları düşünelim.
Mesela o gençlik yıllarınızda, sürekli ağzınıza dolanan dinlemekten yahut söylemekten bıkmadığınız o şarkı neydi? Sözlerini veya melodisini hatırlamaya çalışın, durmayın. Hiçbir sorumluluğunuzun olmadığı yıllara gidin mesela. Çocukluğunuza yani. Aynı sokakta olduğunu veya aynı sıralarda okuduğunuz arkadaşlarınız ile oynadığınız oyunları düşünün. Nasıl şuursuzca oyun oynadığınızı.
Hayat, bizi istemediğimiz halde soktuğu koşturmacada, o güzel anların hepsini elimizden çekip alıyor aslında. Ve bize gamdan, kederden başka bırakmıyor maalesef. Zihnimiz hep yarını düşünüyor, bedenimiz günü akşam etmeye çalışıyor ve yüreğimiz yarım yamalak bir şekilde dünde takılıp kalıyor. Ardından da bizler de yaşadığımızı sanıyoruz.
Hayır, yaşamıyoruz. Evet kabul ediyorum yaş alıyoruz, ömrümüz ilerliyor ama asla yaşamıyoruz. Çünkü bizler kendimizi unutmayı adet edinmiş bulunmaktayız. Başkalarının gözünde kendimizle, aslında hiç olmadığımız biri olarak koşturmaya devam ediyoruz.
Bu gece başınızı yastığa koyduğunuzda farklı bir şey yapın. En azından bir seferlik de olsa deneyin. Kendi omzunuzu, kendiniz sıvazlayın. Ve iyi gidiyorsun, bu enkazlar altından bir şekilde çıkıyorsun demeyi ihmal etmeyin.
Çünkü hayat gerçekten kendi omuzlarınızı, kendiniz sıvazladığınızda anlam kazanıyor. Bir başkasının verdiği destekten daha da öte gidiyor bu durum.
Mutluluğu artık kaybettiklerimizde aramayı bırakalım. Ömür geçiyor, saat saniye saniye ilerliyor ve takvimden bir yaprak daha eksiliyor. Bugün, miladımız olsun. Ve kendimizi tanıyarak, o unuttuğumuz şarkının melodisinde tekrardan küllerimizden doğalım.