Kırklareli’de yürüttüğüm saha çalışmaları esnasında pratiğimi güçlendirmek için teorik bilgilerimi tazeliyorum. Bu çalışmaların kapsamında birkaç not aldım.

Medya metinlerine yönelik çalışmalar, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra giderek artan bir biçimde ideoloji kavramını merkeze alarak yürümektedir.

Dilbilim alanında, dil ve ideoloji arasındaki bağlantıyı etkileşimi ortaya koymaya çalışan araştırmaların etkisiyle kitle iletişim çalışmalarında da söylem ve ideoloji ilişkisini ortaya koymayı amaçlayan çalışmalar başlamıştır. Söylem analizi ve eleştirel söylem analizi, dil ve söylem içine sızan ideolojiyi, ideolojik belirlenimleri deşifre etmeye çalışır. Dil, söylem, ideoloji ve anlam ilişkisi ile medyanın nasıl toplumsal anlam ürettiği tartışılmıştır.

Tartışmaya öncelikle tanımlanması oldukça zor olan ideoloji kavramıyla başlanır. Ancak amaç, bu zor kavramın tanıma ilişkin ayrıntılı bir tartışmaya girmek değildir.

Çünkü böyle bir çaba hem bir iletişimci olarak benim bilgilerimi, hem de bu kitabın kapsamını aşan bir çabadır. Ancak özellikle lisans düzeyindeki, öğrenciler açısından kavramın bir noktada sabitlenmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.

Ayrıca kitle iletişim alanında dil ve ideolojiye ilişkin çalışmalar, büyük ölçüde Marksist yazarların ideoloji tartışmalarından temellendiği için böyle bir giriş yapmak yararlı olacaktır.

Sonrasında ideoloji kuramları, dil ve söyleme ilişkin çalışmalar ve kitle iletişim çalışmalarıyla buluşturulmuş, eleştirel yaklaşımın kavram ve tanımları üzerinden haber söyleminin egemen söylemi nasıl yeniden ürettiği açıklanmaya çalışılmıştır.

Althusser'den hareketle medyanın ideolojik bir aygıt olduğu ve Gramsci'den ilhamla mevcut sistemin devamr yönünde toplumsal rızayı nasıl ürettiği tartışılmıştır.

Ancak her ne kadar bu çalışma, medyanın anlam inşasını konu edinip, medyanın egemen anlam çerçevelerini nasıl sürekli olarak yeniden ürettiğini göstermeye çalışsa da farklı bir anlam inşasının imkansızlığını savunmamaktadır

Sonuç bölümünde haber söylemi yoluyla kurulan iktidara direncin mümkün olabileceğinin altını çizmek adına. habercilik alanındaki 'barış gazeteciliği', 'alterpatif habercilik', 'hak haberciliği' gibi kavram ve girişimlere kısa da olsa değinilmiştir.

Başka çalışmalara ilham vermesi adına, medya bir hegemonya aracı ise, yine medya üzerinden bir karşı hegemonya oluşturabilme olasılığı ve çabası da göz ardı edilmemiştir.

İdeoloji kavramını tanımlayabilmek, hele de bu tanımı bir kitabın yalnızca bir bölümüne sıkıştırabilmek oldukça zor bir iş.

Ancak dil ye ideoloji arasındaki ilişkiyi, medya söylerindeki ideolojik belirlenimleri anlatabilmek ve buradan hegemonya kavramına geçebilmek için ideoloji kavramı üzerine bir tartışma ve tanımlama çabasına ihtiyaç vardır:

Yazımda eleştirel kitle iletişim araştırmalarına temel oluşturması nedeniyle kavramın, özellikle Marksist terminolojideki kullanımları üzerinde durulacaktır.

İdeoloji kavramı ilk olarak Fransız devrimiyle birlikte kullanılmıştır. Kavramın yaratıcısı Fransız filozof, Antoine L.C. Destutt de Tracy, ideolojiyi düşünce bilimi' anlamında olumlu biçimde kullanır.

Düşünce biliminin amacı ise "düşüncelerimizin doğal kökenlerini araştırmak, yanılsamaları ve yanılgıları açığa çıkartarak toplum hakkındaki doğruları toplumsal reformların hizmetine sunmaktır" Kavram o günden bu yana olumlu ve olumsuz anlamlar ya da içerikler yüklenerek tartışılagelir.

Kavramın olumsuz anlamla tartışılması süreci de Napolyon Bonaparț'la başlar. Görüldüğü gibi ideoloji; kavramının olumlu ve olumsuz ilk tanımları Fransız Devrimi'nin yarattığı iklim içerisinde gerçekleşmiştir. İdeoloji kavramına olumsuz anlam yükleyen önemli iki isim Marx ve Engels'dir.