Uluslararası ilişkiler, dünyamızda ülke içi değil, ülkeler arası ilişkileri anlamaya çalışır, bunu yaparken, ağırlığı devletlerarası ilişkilere verir. Kırklareli’de uluslararası ilişkiler alanında kendini geliştirmiş kişilerle gerçekleştirdiğim sohbetlere alanı daha yakından inceleme fırsatı buldum.


Siyaset Bilimi bölümü, ülke içinde, devlet-toplum-birey ilişkilerini anlamaya çalışan bir bilim dalıysa, Uluslararası ilişkiler, devletlerarası ilişkileri anlamaya çalışan bir bilim dalıdır. Uluslararası ilişkiler, devletlerarası ilişkileri anlamaya ve açıklamaya çalışırken, devlet üstü ve devlet altı örgütlenmeleri, gelişmeleri ve değişimleri de çözümleme sürecine sokan bir bilim dalıdır. Uluslararası ilişkiler üç noktada açıklanmak istenirse şöyle özetlenebilir:


Birincisi, uluslararası ilişkiler devletler hükümetleri temsil ettiğinden dış politika ile karşılaştırılabilir. Uluslararası ilişkiler, aynı zamanda, siyasi, ekonomik, kültürel ve bireysel boyutlarda, dünyayı anlama, devletlerin yapmış olduğu tercihleri ve kararları anlama ve bu temelde oluşan devletlerarası ilişkileri ve bu ilişkilerin tarihsel süreç içinde değişimini ya da sürekliliğini anlama çabasını içerir.

İkincisi, uluslararası ilişkiler, uluslararası ekonomi ve uluslararası hukuk alanlarını da içermektedir. Uluslararası hukuk; başta bağımsız devletler olmak üzere, uluslararası toplum üyelerinin birbirleri ile olan ilişkilerinde uymak zorunda oldukları hukuk kurallarının tümüdür.

Üçüncüsü, devletler, ekonomiler, kültürler arasında karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin artmasına anlam veren “küreselleşme” dir.

Küreselleşen dünyada ulus devletler önemlerini ve temel aktör olma konumlarını devam ettiriyorlar. Ulus devlet, ilk adımları Fransız Devrimi ile atılmış olan ulus devlet, belirlenmiş yasal sınırları olan, bu sınırlar içerisinde yaşayan tüm vatandaşların ortak dil, tarih, kültür ve değerleri paylaştığı, meşruiyetini bu sınırlar içerisinde yaşayan ulusun egemenliğinden alan devlet şeklidir. Fransız devrimi, en kısa tanımı ile Fransız İhtilali, 1789’da Fransa’daki mutlak monarşinin ayaklanma ile devrilmesi sonucu, cumhuriyet rejiminin kurulması olarak kabul edilmektedir. Fransız İhtilali sonucunda milliyetçilik akımlarının ortaya çıkması ve ulus devlet kavramının çıkış noktası olması bakımından uluslararası ilişkiler çerçevesinde en önemli olaylardan biri olarak kabul edilmektedir.


Devlet, ülkesi içindeki ordusu ve polisiyle, diğer bir deyişle, silahlı güvenlik güçleriyle, ülke içi düzen ve güvenliği sağlayan, ülkesinin alansal bütünlüğünü güvence altına alan ve temelde savaşa bile gidebilen, hukuk ve yargı kurumlarıyla da düzeni ve güveni hukuk temelinde de gerçekleştiren bir kurumdur. Devletin, diğer örgütlerden farklı olarak, uygulaması ve sınırları hukuk temelinde çizilmiş “meşru güç kullanma kapasitesi ve hakkı” vardır. Ulusal ya da ülke içi ilişkiler; dikey olarak örgütlenmiş, hem devlet egemenliği, hem de bu egemenliğin hukuksal sınırlarını belirleyen insan ve bireysel haklar ve özgürlükler ilişkisine dayanan ve bu ilişkinin anayasa tarafından düzenlendiği ilişkilerdir.


Siyaset Bilimi, ülke içinde, dikey ve belli bir merkezi olan örgütlenmiş ilişkilerle ilgilenirken uluslararası ilişkiler, yatay olarak örgütlenmiş bir ilişkiler alanıdır. Uluslararası İlişkiler, devlet gibi bir merkezi güç odağı ve hukuksal yaptırım gücüne sahip kurumsal bir örgütlenmeyi içermeye, bu anlamda da merkezi otoritesi olmayan yatay ilişkiler ağını anlamaya ve açıklamaya çalışan bilim dalıdır.


Uluslararası ilişkilerde merkezi otorite olmadığı için, devletler kendi ülkelerinin alansal güvenliğini korumayı genelde birinci plana çıkartırlar. Güvenlik, devletlerin birincil amaçlarının başında gelir. Uluslararası güvenlik, uluslararası güvenlik, uluslararası kuruluşların ve devletlerin karşılıklı güvenlik ve koruma sebebiyle ortaya koyduğu tüm önemleri içeren, oldukça geniş bir içeriği olan ve önemli bir kavramdır. 1648 yılında Avrupa devletleri arasında yapılan Westphalia (Vestfalya) Antlaşması, modern ve ulus devlet temelli uluslararası ilişkilerin başlangıcı olmuştur.


1980’lerde ekonomide, bir taraftan refah devletinin zayıflaması, diğer taraftan serbest Pazar ekonomisine geçiş ile birlikte başlayan ve özellikle 1990’lardan bugünü, dolayısıyla Soğuk Savaş sonrası dünyada pekişen ekonomik güç ve iktidar ilişkilerine küreselleşme denmektedir. Serbest pazar ekonomisi, serbest piyasa ekonomisi olarak bilinen bu gelişme, ekonomik faaliyetlerin rekabet şartları içerisinde serbestçe yapılabildiği, devlet müdahalesinin olmadığı, ekonomik sorunların çözümünün fiyat mekanizması ile gerçekleştiği ekonomik model olarak tanımlanmaktadır. 1648–1990 dönemin uluslararası ilişkilerde, ekonomik güç ve iktidar ilişkileri sömürgecilik ve emperyalizm dönemidir. 1945 yılında II. Dünya Savaşı’nın bitimine kadar, Batı ülkelerinin Doğu ve Güney ülkelerini işgal ettikleri uzun bir sömürgecilik tarihi yaşanmıştır.