Edebiyatı geniş anlamıyla, gündelik işler, pratik amaçlar dışında üretilmiş yazılı ürünlerin toplamı anlamında alıyoruz. Zaten bugünkü anlamıyla aşkın kavramlar olarak ‘‘sanat, edebiyat” çok sonraları Aydınlanma Çağında 18. yüzyılda yaratılmıştır. Yunanlılardan beri tek tek yazılı edebiyat türlerinin adı kullanılıyordu, hepsini kapsayacak ortak bir terim yoktu, ortak terim ancak düşünürlerin ürünü olabilirdi. Kırklareli’de bulanan edebiyat grubunda Yunan Edebiyatı üzerine tartışıyoruz.


Yunan dünyası başlangıçların yeridir, aynı zamanda çok üstün insan yaratılarının yeridir. Biz 19. yüzyılda oluşan modern devlet kurumları içerisinde, teknoloji toplumunda yaşıyoruz: ulus devletler, belirli bir dünya görüşü aşılayan zorunlu öğretim, her tarafta, elimizde, evimizde makinalar, teknoloji vs. Bunların hiçbirinin bulunmadığı bizimkinden temelde çok başka bir dünya tasarlamamız gerek, bunun için toplumsal siyasal yapıyla ilgili ek bilgiler edinmemiz gerekir. Yunan ve Roma Çağı bizimkinden başka bir uygarlık olmakla birlikte düşünce ifade tarzları çok modern olabilmektedir. Modern öncesi toplumlarda edebiyat çok farklı işlevler üstlenmiştir, örneğin toplulukların kimliğini belirler; davranış, düşünüş modellerinin baş kaynağıdır, eğitimli olabilmenin koşuludur. Dolayısıyla bu uygarlıkların kimi yönlerini, ürünlerini tanırken bunların Eski Çağdaki alıcılarının kimler olduğunu, hangi toplumsal ilişki tarzlarıyla bu ürünlerle karşılaştıklarını düşünmeliyiz.


Şimdi Yunan edebiyatının en eski örneği, Batı edebiyatının da kurucu metni olan Homeros destanlarını ele alalım. Bu destanlar sadece üstün bir edebiyat ürünü olmakla kalmamış ortak Yunan kimliğinin, kültürel belleğinin oluşmasını da sağlamıştır.


Homeros’un İlyada ile Odysseia destanları, Yunanca edebiyatın en eski örneğidir. Bunlar dünya edebiyatının da en seçkin örneklerindendir; hem Yunan dünyasının kurucu metinleri, hem de Batı edebiyatının temel metinleridir. Kurucu metinden kasıt Tevrat ile Buddha’nın metinleri başka Eski Çağ kavimlerinde nasıl bir yer tutuyorsa benzer bir güce sahip olmasıdır: hakikatlerin toplamı, bir insan ideali, topluluk kimliğini oluşturan bağ. Dolayısıyla bu destanlar edebiyatın ötesinde de bir işlev taşımıştır.


Homeros destanları İÖ 8. yüzyıl ortalarında Ege kıyılarında bugünkü haline büründü. Şairi, şairleri kimdi, bu konuda Eski Çağda da bir şey bilinmiyordu. Şair destanlarında hiçbir zaman ‘ben’ diye kendinden söz etmez, Eski Çağda destanın şairi hakkında efsaneler üretilmiştir; Ege kıyılarından, İyonya’dan, şehirlerden, adalardan onu sahiplenen bir düzine kent vardır. İskenderiye çağında ise tapınağı, tapısıyla bir tanrı haline getirilmiştir. İskenderiye çağında destan sırasıyla on beş bin dize ile on iki bin dize içeren yirmi dörder bölüme ayrıldı. Çanakkale boğazının girişindeki Troya beyliğinin bir başka adı İlion’dur; İlyada İlion’un destanı demektir. Destan Yunanistan’dan gelen Akha beylerinin müttefik ordularının dokuz yıldır kuşatması altında olan Troya’da geçer, toplamda 52 gün ama asıl bir hafta anlatılır.


Odysseia ise Odysseus’un destanıdır. Bu destan da serüvenin ortasından başlar, Troya’nın düşmesinin üzerinden 10 yıl geçmiştir, şehrin yağmalanması sırasında bazılarının yaptığı saygısızlıklara karşılık olarak tanrıça Athena savaşçıların yurtlarına dönüşünü geciktirmiştir. Ben-öyküsel anlatı ilkine göre büyük yer tutar.


Kısaca bazı tarihsel verilerden söz edelim. Destan İÖ 8. yüzyılda bugünkü haline büründü, kendi çağından birçok öğe taşımasına rağmen, aslında 400 yüzyıl önce kapanan bir çağın dünyasını aktarır. Hitit tabletlerinde Troya’nın izlerine rastlanır. Troya’nın Akdeniz’in en gönençli, ileri toplumu olduğunu arkeoloji kanıtlamıştır. Bu dünyaya Tunç Çağı denir, büyük bir alt üst oluşla İÖ.1200 sıralarında Doğu Akdeniz’de Mısır Hitit gibi büyük merkezi imparatorluklar sarsılır, bunlar arasında Akha beylerinin hisarları, uygarlığı da vardır. Sarayların yönetim aygıtı, her şeyiyle, zanaatleri, hece yazısı, mimarisiyle birlikte ortadan kalkar, nüfus çok azalır. Birkaç yüzyıl çok geri düzeyde hayvancı topluluklar varlığını sürdürürken Homeros çağında çok yönlü bir dönüşüme rastlarız. Homeros’un destanlarının bugünkü biçimine kavuştuğu İÖ 8. yüzyılda henüz ne Yunan heykeli diye bir şey vardı ne mermer tapınak ne yazılı edebiyat ne de felsefe. Ama büyük bir atılım içerisindeydiler. İlk defa Fenikelilerden alfabetik yazıyı aldılar. Fenikelilerden öğrendikleri denizcilik sayesinde, kıraç Yunan anakarasından çıkıp Akdeniz çevresinde yüzlerce koloni kurdular, Olimpiyat oyunları kuruldu.