Aile kısaca, anne, baba ve çocuklardan oluşan kan bağına dayalı en küçük toplumsal birlik olarak tanımlanabilir. Ülkemizde aile Anayasa’nın 41. maddesinde “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” seklinde tanımlanmaktadır. Aynı maddede, aile kavramına “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar” şeklinde yer verilmiştir. Kırklareli’deki aile yapılarına bakıldığında maksimum beş kişilik ailelerle karşılaşırsınız. Üç çocuklu ve büyükler ile yaşayan aileler nadirdir.
Bir toplumun ve bireylerinin daha iyi anlaşılması için o toplumun aile yapısını iyi anlamak ve tanımlamak gerekir. Aile ve toplumsal kültür karşılıklı etkileşim içinde birbirini şekillendirirler. Kültür değiştikçe aile, aile değiştikçe de kültür değişir, dönüşür. Aile yapısı, aile bireylerinin sayısı, ailenin yaşadığı yer ve aile fertlerinin birbiriyle olan ilişkilerinden etkilenirken, aile işlevselliği ailenin bir kültür içerisinde toplumun sosyal gereksinimlerini yerine getirmesini temsil etmektedir.
Kültürel atmosfer ebeveynlerin tutum, davranış, inanış ve çocuk yetiştirme pratiklerini şekillendirirken kültüre özgü ebeveynlik tarzlarının oluşması da kaçınılmazdır. Bu nedenle, farklı kültürlerdeki ebeveynler çocuklarının fizyolojik, psikolojik ve gelişimsel ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda farklı tutum ve davranışlar sergilerler. Bu noktada kültürün aile yapısına etkilerini o kültür içerisindeki ebeveyn davranışları ve pratikleri üzerinden anlamak mümkündür.
Her kültüre özgü “işlevsel” çocuk yetiştirme tarzlarını ya da modellerini yansıtan değerler, gelenekler ve davranışlar vardır. Bu kültürel modeller çocuk gelişim sürecindeki ulaşılması gereken amaçları ve bu amaçları elde etmek için yapılan pratikleri kapsamaktadır.
Bireyci toplumlar bireysel çıkarların ve amaçların grup çıkarlarından daha üstün görüldüğü, bireyler arası ilişkilerin zayıf olduğu ve özerk benlik gelişiminin desteklendiği kültürel yapı olarak tanımlanırken, toplulukçu toplumlar ise grup çıkarlarının bireysel çıkarlar ve amaçlardan önemli görüldüğü, bireyler arası ilişkilerin bağlılık ve yakınlık üzerine kurulduğu ve benlik algısının ilişkililik temelinde inşa edildiği sosyal düzen olarak tanımlanmaktadır.
Bireyci aileler özellikle Batı kültürlerinde sıklıkla rastlanan prototip aile modelidir. Bu aile modelinde aile üyeleri birbirinden bağımsız ve ayrışmış durumdadırlar. Bireyci kültürlerdeki aile yapısı genellikle çekirdek ailedir. Aile bağımsız bireylerin kendi kararları doğrultusunda oluşan birliktelik ile oluşmuştur.
Toplulukçu aileler genellikle Doğu, Latin Amerika ve Afrika kültürlerinde daha yaygındır. Bu aile modelinde aile üyeleri birbirine bağımlı, duygusal bağları güçlü ve aile bütünlüğü ön plandadır. Aile ortamındaki sosyalleşme sürecinde kişiler arası ilişkilerin kurulması ve devamlılığı önemli bir yere sahiptir. Toplulukçu ailelerde aile çıkarları bireysel amaç ve çıkarlardan önce gelmektedir.
Aile değişim kurama göre toplumların aile yapısını açıklayan üç temel aile modeli bulunmaktadır. Bunlardan birincisi karşılıklı bağımlı aile modeli’dir. Bu model özellikle modernleşme sürecinin etkilerinin tam olarak yansımadığı ataerkil geleneksel toplumlarda daha sık görülmektedir.
İkinci aile modeli ise bağımsız aile modeli’dir. Bağımsız aile modeli özellikle sanayileşmiş batı toplumlarında görülmektedir. Bu aile modelinde geniş aile bireylerinin önemi azalırken aile bireylerinin duygusal ve ekonomik özerklikleri ön plana çıkmaktadır.
Üçüncü aile modeli ise yukarıda bahsi geçen iki aile modelinin sentezlenmesiyle ortaya çıkan psikolojik (duygusal) bağımlı aile modeli’dir. Bu model özellikle sanayileşmenin arttığı ve modernleşmenin baş gösterdiği gelişmekte olan toplumlarda görülmektedir. Bireylerin geniş aile bireyleriyle olan duygusal bağımlılıkları devam ederken, ekonomik bağımsızlıkları göze çarpmaktadır. Bireyler geniş aile üyelerinden ekonomik olarak bağımsız, fakat psikolojik olarak bağımlıdırlar.
Aile modelleri çerçevesinde bakıldığında, karşılıklı bağımlı aile modelinde kuşaklar arası hiyerarşik yapının olması çocuğun itaatkâr yetişmesine neden olmaktadır. İlişkili olma ve bağımlılığın neticesinde çocuk ilişkili benlik geliştirmektedir. Bağımsız aile modelinde özerk çocuk yetiştirmenin ön plana çıkması çocukların kendilerine güvenen ve kendi kendilerine yetebilen bireyler olmasını desteklemektedir.