Son günlere Kırklareli’yi etkisi altına alan bulutlu ve kasvetli hava insanı bazı konularda derin düşüncelere itiyor.
Hayatımız boyunca neredeyse çoğu zaman kendimizi içinden
çıkılmaz durumlarda buluruz. Bu durumlar bazı insanlar için çocuk oyuncağı olsa
da bizim için kör ve koku alma duyusunu yitirmiş bir farenin kapanlarla dolu
bir tuzakta olması gibidir.
Böyle zamanlarda canımız hiç bir şey yapmak istemez. Bu hayatta en çok
sevdiğimiz şeyi yapmakta en nefret ettiğimiz en can sıkıcı aynı ölçüde eziyet
gelir.
Aslında doğru kelime eziyette değil.
Çünkü o bile insanda belli hislerin devreye girmesine sebep
olur. Bu ruh haline büründüğünüzde uzay boşluğu, araf, hiçlik... Siz adına ne
derseniz deyin olduğunuz yer belli olmaz.
Dua ederken Allah'tan daima bizim için hayırlı olanı isteriz. Duamız kabul
olduğunda içinde bulunduğumuz durum bizim için hayırlı olandır. Ama
duygularımız bunu kavrayamaz ve az önce tasvir ettiğim hiçliğin içinde buluruz
kendimizi.
İnsan sonunda üzüleceğini bile bile kendine bahşedilen hayrın içinden mutlu olduğu seçeneğe doğru kendini iter. Sonunda aynı arada kalmışlık hissi ve aynı boşluk.
Bütün bunların ana sebebi insanların birine ya da birilerine
veya bir duruma takılı kalarak nefes alıp günlük hayatını idame ettirmeye
çalışmasından başka bir şey değil bence.
Yıllar önce bir arkadaşım seminerine gittiği bir hocanın "Bağlanma"
konusunda anlattıklarından bahsetmişti.
Konuşmamızın sonunda günlük hayatta bağlanma sorunu olarak bahsettiğimiz olguyu çok yanlış bildiğimizi fark ettim.
Bağlanma sorunu halk arasında bağlanmaktan korkma olarak
biliniyor. Aslında bağlanma sorunu pek çok kaynakta şu şekilde yer
alıyor;
Anne veya babanın kendine has problemleri nedeniyle ilgisi yarım kalmış,
bağlanma, güven problemleri yaşamış, belirsiz doyum çekmiş çocuklarda, yani
böyle çocukluk geçirmiş yetişkinlerde görülebilen.
Bu tarz insanlar, başkalarıyla olan ilişkilerinde sürekli diken üstünde, kaygılı, ilişkinin devamından şüpheli yaklaşımlarıyla kendi iç dünyalarında sıkıntı çekerler. Kontrolcü olmak zorunda kalırlar. Hassastırlar, her şeyden anlam çıkarabilirler.
Duygusal ihtiyaçları karşılandığında oldukça normal ve neşeli, mutlu görünürler ama iç dünyaları yine karamsardır ve her fırsatta kendilerine bir durum çıkarabilirler.
Bu düşüncelerin ve davranışların ışığında da geçmişteki tecrübelerinden yola çıkarak kendileri için daima hayırlı olanı isterler. Çünkü hayırlı olanın onları üzmeyeceğimi düşünürler. Bu davranışların temelinde ise üzülmemek değil daima mutlu olma isteği yatar.
Bakıldığında üzülmemeyi istemek aslında mutlu olmaktır. Ama bağlanma sorunu yaşayan insanlarda bu şu şekilde işler;
Bağlandığınız kişi, sizin için iyi ve hayırlı olan olmadığı için hayatınızdan çıktığında ya da sizden uzaklaştığında mutlu olamazsınız.
Hayatınızı yöneten şey iyisiyle kötüsüyle o kişi ile yaşadıklarınızdır.
Çoğu kişi “ilişki" veya ikili diyalog hakkında özellikle duygusal anlamda yapılan yorumlardan romantik bir yorum çıkarır.
Yapılanın aksine kafa yorulması gereken “ikili ilişki" diyaloğu arkadaşlıktır.
Romantik bir ilişkinin bitmesi ya da olumsuz etkilenmesi için sayılabileceğiniz şeyler ezberin dışına çıkmaz. Ama arkadaşlık daha basit görülse de daha önemli ve daha karmaşık olanıdır.