Kendi hissettiklerimi, düşündüklerimi ve yaşadıklarımı ifade etmekte zorlandığım zamanlarda tesadüfen karşıma çıkan alıntılar sayesinde okuyup kütüphaneme kazandırdığım ve zaman zaman tekrardan okuduğum sayılı kitap var.
Bu kitaplardan bir tanesi de Modern İran Edebiyatının bilinen düzyazı ve kısa hikaye yazarı Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabı.
İranlı yazar Sadık Hidayet kitabında içinde bulunduğu iyileşmez, şifa bulmaz boşluğunu, etrafındakilere olan bigane halini ve ait hissedemem duygusunu sürekli vurguluyor.
Kendisini diğer insanlardan uzak ve onları ötekileştirmiş olarak gördüğünü ısrarla anlatıyor.
Ölüm hakkındaki çarpıcı tanımları ve Kör Baykuş’u kaleme aldığı dönemdeki baskı göz önüne alındığında cesur bir dili olduğunu fark etmemek elde değil.
Kitabın ilk satırlarındaki tanımların eşsizliği sayesinde bir anda masanın başında oturan karaktere bürünüyorsunuz ve her şey ilk gözden göremeye başlıyorsunuz.
Kitabı okurken neyin gerçek neyin hayal olduğu kimin gerçekte kim olduğu biraz karıştırdığınız zamanlar oluyor.
Genel olarak karakterin bunalımları ve acılarıyla dolu olsa da Kör Baykuş sizi sıkmıyor.
Kitaptan sıkılmamanızın nedeni ile Sadık Hidayetin dolu bir anlatışa sahip olmasıdır.
Kitabın asıl şaşırtıcı kısmı kitaptaki ihtiyar da hurdacı da arabacı da aslında kendisidir.
Hepsi onun bir yansımasıdır. Belki de kendinin bile bilmediği bir parçası.
Aynı zamanda kitaptaki karısı ve servi de aynı kişidir.
Kitabı okuyanlar genelde kitap hakkında bir rüya gibiydi derler daha doğrusu bir kabus.
Bunun çok doğru olduğunu düşünüyorum.
Sanki bir kitap okumadım da bir adamın kabusunu okumuş gibiydim.
Sabah olunca terler içinde kalkacağı bir kabus gibiydi.
Kitapta sıkça ölümden söz ediliyor.
Çoğu kişi tarafından oldukça kasvetli görülmesinin sebeplerinden en önemlisi de bu.
Kendi ölümünü yazan yazar Hidayet şu sözleri kullanıyor;
‘’İnsan öldüğünde kan damarlarında dolaşmayı keser, yirmi dört saat içerisinde vücudun bazı bölgeleri çürüyüp yok olmaya başlar ama bir süre saçlar ve tırnaklar uzamayı sürdürür.
Acaba hislerle düşünceler kalbin durmasıyla duruyor mu yoksa kılcal damarlarda kan durduğu sürece belirsiz bir yaşam sürdürüyor mu?
Ölüm düşüncesi hakkında duyulan hisler bile korkutucudur.
Bu açıdan ölü olduğunu hissetmek en korkunç, en dayanılmaz şey olmalı.
Ölümden korkan ama bir o kadar da merak eden, ölüm üzerine çokça kafa yoran bir adamdan bahsediyoruz.
Yazarın kendine has anlatımı, kullandığı betimlerler…
Bütün bunlardan ziyade beni bu kitaba bağlayan kısım;
Kör Baykuş’a dair ilk karışıma çıkan ve o dönem ne söylemem gerektiğini bilemediğim durumlara verebileceğim en güzel cevap.
“Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım.
Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir.