Dünyada yaşanan en büyük sorunları, insan ilişkilerinin çıkmaza girmesiyle başlar aslında.
Birini doğru anlayabilmek için bizim de doğru bir zamanda olmamız gerekiyor sanırım.
Doğrular kesişmediğinde kavga ve gürültü kaçınılmaz oluyor.
Daha önce insan ilişkilerindeki minimum davranışlardan bahsetmiştim size.
Bu minimum davranışların insan hayatındaki yerini de beraber tartışmıştık aslında.
Birine günaydın demek, lafta bile olsa gününün nasıl geçtiğini sormak, hal hatır sormak bence insan ilişkilerinin minimum değerlerindendir.
Bu minimum değerlerin bir ilişkide yer almadığını düşünebiliyor musunuz?
Ben ne yazık ki hem kişisel hayatımda hem de iş hayatımda bununla karşılaştım.
Şöyle bir örnek vereyim:
Hem gazetenin olduğu binaya hem de kendi oturduğum binaya merdivenlerin silinmesi için bir yardımcı geliyor.
Kendi oturduğum binadakine iş saatlerim dolayısıyla yetişemiyorum ama denk geldiğimiz zamanlarda mutlaka birbirimize iyi akşamlar diler birkaç dakika sohbet ederiz.
Olur da ben evden ayrılırken denk gelirsem de kolay gelsin der selamlar öyle çıkarım binadan.
İş yerimin olduğu binada da aynı şey oluyor.
Binayı silmek için kullanacağı suyu bizim ofisten aldıkları için hem daha sık görüşüyor hem de daha sık konuşuyoruz.
Sabah erken saatlerdeyse, temizlik için gelen abla mutlaka bize kolay gelsin der mesela. Biz de ona aynı şekilde karşılık veririz.
İnsan, ilişkilerinde güler yüz ve samimiyet bekliyor.
Bunun tam tersi örnekler de yok mu?
Elbette var.
Mesela sabahları işle ilgili olmak üzere pek çok dükkana girip çıkıyorum. Bazıları benim modumu yükseltirken bazıları da bir o kadar moralimi düşürüyor.
Genelde etrafındaki insanlardan etkilenen biriyim.
Ve bu etki uzun süre devam ediyor bende. Yani işimi bitirip de ofise döndüğüm zaman canım sıkkın olabiliyor ya da keyifli.
Bunu dışarıda görüştüğüm, denk geldiğim, sohbet ettiğim insanlar sağlıyor aslında.
Tabii ki kötü isim vermeyeceğim ama bazı yerlere giderken ayaklarım geri geri gidiyor.
Selam veriyorsun karşılık yok, işlerinde kolaylıklar diliyorsun sanki hiçbir şey söylenmemiş gibi yüzüne bakıyorlar insanın.
Oysa size de kolay gelsin ya da size de günaydın diyebilmek insandan bir şey eksiltmemeli.
Bu yüzden sabahki rotamı gitmeyi normal şartlarda tercih etmeyeceğim yerlerden başlatıyorum. Son olarak da postaneye giriyorum.
Burada da bahsetmişken, o kadar yoğun işlerin arasında güler yüzlü kalabilmeyi başaran postane çalışanlarına da ayrı bir parantez açıp teşekkür etmeliyiz. Onlar sayesinde bizim de modumuz yükseliyor, biz de başka insanlara kibar, anlayışlı ve güler yüzlü davranıyoruz.
İnsan ilişkileri tüm komplike olaylara rağmen aslında ne kadar basit değil mi?