Pandemi dönemi sebebiyle örgün eğitim- öğretime ara verilmeseydi ‘Araştırmacı Gazetecilik’ alanında uzmanlaşmak için hocalarımla bir takım çalışmalar gerçekleştirmek istiyordum.

Günümüzdeki bazı koşullar sebebiyle Türkiye’de gazetecilik yapmak bile zor hale gelmişken ‘Araştırmacı Gazetecilik’ yapmak neredeyse imkansız.

Okulum bittikten sonra çalışma hayatına henüz başlamadığım dönemde hocalarımın tavsiyesi üzerine İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü, Basın Yayın Tekniği Anabilim Dalı Öğr. Gör. Gül Keçelioğlu’nun Türkiye’de Araştırmacı Gazetecilik üzerine yaptığı çalışmayı inceledim.

Öğr. Gör. Gül Keçelioğlu, çalışmasında Türkiye’de araştırmacı gazetecilik alanında tanınan isim Uğur Mumcu’ya yer vermeden geçmemiş.

Türkiye’de araştırmacı gazetecilik dendiğinde ilk akla gelen isim Uğur Mumcu’dur.

Özellikle 1980 yılından itibaren Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımladığı yazılar Türkiye’de araştırmacı gazeteciliğin en önemli örnekleri arasında yer alır.

Bunlar arasında en önemli dosyalardan biri de Rabıta Dosyası’dır.

Bunun dışında “Silah Kaçakçılığı ve Terör”, “Ağca Dosyası” gibi önemli araştırmacı gazetecilik haberlerine de imza atmıştır.


Uğur Mumcu 1987 yılında yaptığı bir haberle, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 1982-1984 yılları arasında yurtdışında görevlendirdiği imamların maaşlarını gizli bir anlaşma ile Rabıtat-ül Alem-ül İslam (Rabıta) isimli Suudi Arabistan kökenli bir örgütün ödediğini belgeledi.

Uğur Mumcu’nun Rabıta Dosyası, Silah Kaçakçılığı ve Terör ve Ağca Dosyasına yer veren Öğr. Gör. Gül Keçelioğlu, İLKSAN Skandalı - 1993 - Hürriyet Gazetesi, İSKİ Skandalı - 1993 - Hürriyet Gazetesi ve Civangate Skandalı - 1994 - Hürriyet Gazetesi gibi diğer önemli araştırmacı gazetecilik örneklerine yer vermeden de geçmedi.


Araştırmacı televizyon gazeteciliğini de ele alan Öğr. Gör. Gül Keçelioğlu tarafından hazırlanan notlarda şu ifadelere yer alıyor;

“1990’lı yıllarda özel televizyonculuğun başlamasıyla araştırmacı televizyon gazeteciliği örnekleri de artmaya başlamıştır.

1992 yılında Show TV’de yayımlanmaya başlayan Uğur Dündar ve Haluk Şahin tarafından hazırlanan Arena isimli programda birçok önemli habere imza atılmıştır.

1996 yılında Susurluk’ta meydana gelen trafik kazası sonrası Türkiye’de derin devlet ilişkileri deşifre olmuş.


Çok sayıda gazetecinin bu olayın üzerine eğilmesiyle karanlık birçok ilişki açığa çıkarılmış ve bu olay Türkiye’de araştırmacı gazetecilik açısından bir dönüm noktası olmuştur.

Bu olaydan sonra araştırmacı gazetecilik bir uzmanlık alanı olarak daha yaygın bir biçimde kabul görmeye başlamıştır.


Türkiye’deki araştırmacı gazeteciliği inceleyen ve örnekler veren Öğr. Gör. Gül Keçelioğlu, Osmanlı Dönemi Basın ve Araştırmacı Gazetecilik hakkında da bir iki satır kaleme almış;


Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda ülke yönetimine ilişkin kararlar padişah ve saray çevresi tarafından alınıyor, padişah iradesi olarak halka sunuluyordu.

Haliyle Avrupa ve Amerika’da 18. yüzyılda demokrasi, halka gerçekleri açıklamak, kamuoyu, basının dördüncü kuvvet olması vb. kavramlar üzerinden süren tartışmalara Osmanlı’da neredeyse rastlanmıyordu.

19 yüzyılda Tanzimatla birlikte yavaş yavaş halkın da yönetimde söz sahibi olması, mali reformlar, yoksulların durumu, dış politika sorunları yavaş yavaş izin verildiği ölçüde basında yer almaya başladı.

Ancak yine de Osmanlı’nın basınla imtihanına sansür damgasını vurdu.

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla istibdat dönemi sansür baskısı gazeteciler üzerinden kalksa da bu kez İttihat ve Terakki’nin uygulamalarını eleştiren muhalif gazeteciler baskı altında tutuldu.

Hatta Osmanlı gazeteciliğinde araştırmacı gazeteciliğe en yakın ilk örnekleri veren gazeteciler Ahmet Samim (1884-1910) ve Zeki Bey (1869-1911), devlet idaresinde görülen yolsuzlukları ortaya koyan haberleri nedeniyle öldürüldüler.