Oyunlar, insanlık yaşamının ilk anından beri bizlerle beraber aslında.
Çocukluğunuzu hatırlayın.
Belki de çocukluğunuza dair ilk hatırladığınız şey oynadığınız oyunlardır.
Ben de çocukluğunu doya doya yaşamış son nesillerden biriyim.
Benim çocukluğumun geçtiği sokak, çıkmaz sokak gibiydi. Arabalar çok sık geçmezdi.
O yüzden oyunlarımızı daha rahat bir şekilde oynayabilirdik.
Bir de bizim evimizin karşısındaki park, bizler için bahşedilmiş bir ödül gibiydi.
Sabahları o parkta gözümüzü açar, akşam saatlerinde eve girerdik.
Aklınıza gelebilecek bütün oyunları oynardık çocukluğumda.
Yerden yüksek, kör ebe, yakar top… Benim aralarında en sevdiğim oyun dokuz taş idi.
Bakın internette bu oyun şöyle açıklanıyor:
“Bu oyun için bir topa ve dokuz tane yassı taşa ihtiyaç vardır. Öncelikle çocuklar iki gruba ayılır. İlk grup elemanları çizgiden topu taşlara doğru sırayla fırlatırlar. Amaç taşları yıkmaktır. Eğer hiç kimse taşı yıkamazsa sıra diğer gruba geçer.
Taşlar yıkılınca taşın başındaki oyuncular taşları iyice dağıtır. Taşı yıkan oyuncular ise kaçmaya başlarlar. Kaçan kişileri diğer grup topla vurmaya çalışır.
Onlarda vurulmadan yıkılan taşları tekrar üst üste dizmeye çalışır. Bu arada vurulan olursa o yanmış olur ve kenarda bekler. Sıranın diğer gruba geçmesi için herkesin vurulması gerekir. Vurulmadan taşı dizmeyi başarırlarsa tekrar onlar devam eder.”
Bu oyun benim için gerekli her şeyi karşılıyordu.
Hem koşturup enerjimi atıyordum hem de müthiş bir rekabet içine giriyorduk arkadaşlarımla.
Beni tanıyanlar bilir, ben çok rekabetçi bir insanımdır.
Hele bir işi kafama taktıysam, onu yapabilmek için inat ettiysem o işin elimden kaçma ihtimali yok.
O sebeple bu oyunu da çok severdim.
Aynı benim gibi bir arkadaşım vardı. Hala da görüşürüz.
Biliyorsunuz çocukluk arkadaşları bir farklı oluyor. Çocukluk arkadaşı demek, her şeyinizi bilen demek. Aynı ekmek, aynı bardaktaki su, aynı zorluk ve aynı mutluluk demek aynı zamanda.
Aynı oyunlar, aynı düşmeler, aynı kavgalar…
Bu sebeple Suzan’ın yeri de bende ayrıdır.
Oyunlarımızda hep ayrı takımlarda olurduk ki oyunun keyfi artsın. İki rekabetçi, inatçı keçi birbiriyle savaşsın.
Arkadaşlarımız da bundan keyif alırdı.
Kazanabilmek için birbirimizle kıran kırana yarışırdık.
Ama gün sonunda, oyunun sonucu ne olursa olsun hep bir arada olurduk.
Oyunun kazananı kim olursa olsun, aynı merdivenlerde oturup paramızın yettiği abur cuburları alırdık.
Oyunların bu yönden insanları geliştirdiğini düşünüyorum.
Aynı zamanda fiziksel gelişimi de boş geçmemek lazım tabii ki.
Uzmanlara göre çocuk oyunları atlama, zıplama, tırmanma, yoğurma, kesme, bağlama gibi birçok etkinliğin tekrarlanması günlük yaşamda birçok becerinin kazanılmasını da sağlıyor.