Çok farklı duygu çeşitleri olduğu için araştırmacılar tarafından ortak bir tanım yapmak da güçleşmektedir. Bazı duygular evrensel iken bazıları kültüre özgüdür. Bazıları harekete geçirici işleve sahipken bazıları engelleyici olmaktadır. Bazen duygu kavramı yerine his kavramı da kullanılmaktadır.

Ancak his, bireyin vücudundaki anlık değişimlerin ön panda olduğu öznel deneyimlerdir. Duygu ise belirli bir uyarıcıya verilen yapılandırılmış tepki olarak ifade edilmektedir. Duygu ile duygu hali de karıştırılmaktadır. Duygular bir uyarıcıya gösterilen kısa süreli yoğun tepkiler iken, duygu hali düşük yoğunlukta yaşanan uzun süreli durumlar olarak tanımlanmaktadır.

Duygularımızı sadece kelimelerde değil vücut diliyle de ifade ederiz. Duygularımızı yansıtan vücut dili bazen bilinçli bazen de bilinçsizce oluşmaktadır. Bunların içerisinde en yaygın olanı yüz ifadesidir. Bazı duyguların ifadesi evrensel olduğu gibi bazılarını kültüre özgü olduğu belirtilmektedir. Benzer şekilde bazı duygu ifadelerinin genetik olduğu, bazılarının ise sonradan öğrenildiği ifade edilmektedir. Kişisel mesafelerimiz de duygularımıza ilişkin ipuçları vermektedir. Uzak durmak korku ya da hoşlanmamanın işareti olarak yorumlanırken, yakın durmak hoşlanma ya da kızgınlık belirtisi olarak yorumlanmaktadır.

Harekete Yönelten Duygular

Duygular bedeni birbirinden farklı tepkilere hazırlamaktadır. Örneğin öfke hissedildiğinde kan akışı hızlanarak çevikçe hareket etmek üzere enerji meydana gelir. Korku hissedildiğinde kan akışı bacaklara yönelerek kaçmak için güç toplanır. Sevecen duygularda ise parasempatik uyarılma sağlanır ve vücutta genel bir rahatlama görülür.

Duyguları Açıklayan Kuramlar

Duygular, biyolojik, bilişsel, davranışsal ve sosyo-kültürel ögelerin etkileşimiyle oluşmaktadır. Ancak duyguların nasıl başladığını ve nasıl oluştuğunu anlamak o kadar da kolay değildir. Bu konuda çeşitli kuramlar ortaya atılmıştır.


James-Lange Kuramı: William James ve Carl Lange, duyguların, vücutta meydana gelen fizyolojik uyarılmadan sonra oluşan özel duyumlar sonucu oluştuğunu öne sürmüşlerdir. Bu kurama göre bir yaşantı sonrası önce vücutta fizyolojik uyarılma oluşur, sonrasında bu yarılmanın yorumlanmasıyla duygular oluşmaktadır. Örneğin bir tehlike sırasında korktuğumuz için kaçmayız, kaçtığımız için korkarız demektedir.


Cannon-Bard Kuramı

Cannon-Bard, duyguların beynin bir parçası olan talamustan kaynaklandığını ve buradan üretilen mesajların aynı anda otonom sinir sistemi, beynin serebral korteksine ve iskelet kaslarına gönderildiğini öne sürmüşlerdir. Kısaca, fizyolojik uyarılma ve duyguların beyinde aynı anda üretildiği vurgulamaktadırlar.


Schachter-Singer Kuramı

Bu kuramda duygusal yaşantıların gerisinde bilişsel etkinliklerin rol oynadığı iddia edilmektedir. Yaşantılarımızı algılamamız ve yorumlamamız sonucunda, içimizdeki fizyolojik değişikliklerle ilgili duygulara belli adlar veririz. Duyguların oluşumunda ilk olarak uyarılma sonucu vücutta fizyolojik değişiklikler olur. Sonrasında fizyolojik değişiklikler yorumlanır ve hissettiği duyguda adlandırılmış olur.


Yüz Geri Bildirim Kuramı

Bu kuramda yüz kaslarının yaşadığımız duyguyu belirlediği vurgulamaktadır. Yüz kaslarımızdaki değişim beynimize hangi duygunun yaşanacağına yönelik ipucu verir. Sonra yaşadığımız duyguyu tanımlarız.


Lazarus Kuramı


Bu kuramda duyguları belirlemede bilişsel süreçlerin önemli rol oynadığı vurgulanmaktadır. İnsanların benzer durumlarda farklı tepkiler vermesini, farklı duygular yaşamasını da algılamalardaki farklılıklarla açıklamaktadırlar. Duygular oluşumunda önce birey var olan durumu değerlendirir, bu değerlendirmeye göre vücutta fizyolojik uyarılma ve duygusal yaşantılar meydana gelir.

Duygusal Nörobilim Yaklaşımı


Bu yaklaşımda uyarıcılar beynin belli bölgesi tarafından yorumlanarak duygusal ve davranışsal tepkiler oluşturulur. Uyarıcı önce duyu organları aracılığıyla talamusa gönderilir. Talamus bu bilgileri toplayarak görsel kortekse gönderir. Görsel korteks bu uyarıcıların değerlendirmesini yapmak üzere amigladaya gönderir. Amigdalanın işlevi, çevresel uyaranlara duygusal birer etiket koymaktır. Bu yorumlamaya göre duygu, fizyolojik durum ve davranış gerçekleşir.


Korku ve Amigdala

Amigdala üzerine yürütülen çalışmalarda sosyal fobisi yüksek olan bireylerin sol amigdalasının daha yoğun çalıştığı ve insanların olumsuz yüz ifadelerine daha fazla odaklandıkları görülmüştür.


Duygusal Zeka

Duygular insanların davranışlarına yön verme, hayatını kolaylaştırma işlevi olduğu gibi, insanlar arasındaki ilişkinin yapısında da önemli role sahiptir. Bu ilişkilerdeki farklılıkların araştırılması sonucu duygusal zeka kavramı ortaya çıkmıştır. Duygusal zekanın 5 temel kapsamı olduğu belirtilmektedir: duygularının farkında olmak, duygularla başa çıkabilmek, kendini motive etmek, başkalarının duygularını fark etmek ve ilişkileri yürütebilmek. Duygusal zekası yüksek olan bireylerin insan ilişkilerinin önemli olduğu mesleklerde daha başarılı olduğu belirtilmektedir.