Kırklareli’deki ilk evim şu an kapalı pazarın bulunduğu yerin çok yakınındaydı. Orada daha çok öğrenciler vardı. Sonra, Kırklareli yerlilerinin oturduğu bir yere taşındım. Hem orada hem de yeni evimde dikkatimi çeken bir şey var. İnsanlar evlerine çok fazla özen gösteriyorlar.

Erkeklerin yaşamı ve erkek dünyası kadınlara göre daha net bir biçimde ikiye bölünmektedir, çünkü erkekler iş ve kent yaşamının erkek egemen dünyası ile evin daha özel, evcimen ve kadınsı dünyası arasında sürekli olarak gidip gelmektedir. Uydu kent yaşamı bu gibi farkları güçlendirmekte ve keskinleştirmektedir. Bu nedenle erkeklerin yaşamın daha çok kadınlarca biçimlendirildiği uydu kent mekânlarıyla nasıl ilişki kurdukları ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur.

Erkekler ve kadınlar benzer nedenlerle uydu kent hayatını tercih ediyor olsalar da erkeklerin ev ortamından hoşlanmalarının bazı özgün yönleri vardır. Erkekler tarafından ev, aileyi şehirdeki hayatın tehlikelerinden koruyan bir sığınak, yozlaşmış bir dünyada her an çekinilebilecek bir manevi huzur kaynağı, insanın kentte yaşadığı günlük baskılardan kurtulmak istediği bir yer olarak kabul edilmektedir.

Ev sağladığı rahat ve huzur nedeniyle sevilmektedir; insan burada bedensel ve zihinsel olarak rahatlayabilmekte, kendiyle daha barışık hale gelebilmekte ve bazılarının ifade ettiği gibi, kamusal yaşamdaki "ötekine yönelik benliğine" karşılık "gerçekten kendisi" olabilmektedir. Erkekler ayrıca ev aracılığıyla kendi başarılarından kaynaklanan hoşnutluğu duyumsamaktadır. Çünkü, içindeki eşyaların değeri kadar evin değeri de genellikle erkeklerin mesleki başarılarının bir ölçüsü olarak algılanmaktadır.

Orta yaşlı bir bilgisayar mühendisi bu duyguyu şöyle dile getiriyor: Eve, mobilyalara, yer karolarına, bunların güzel ve düzenli dizilişlerine bakmaktan ve bütün bunların benim eserim olduğunu düşünmekten büyük mutluluk duyuyorum.

Orta sınıf erkeklerinin çoğu büyük ölçüde iş ve çalışma yaşamı merkezli, bazı kadınların tanımlamasına göre "işkoliktir". Erkekler işyerlerinin bulunduğu kent merkezinin olmasa bile kendi işyerlerinin, yani ofislerinin evleri gibi temiz ve düzenli olduğunu vurguluyorlar. Aralarında çalışanlar da bulunan pek çok kadın, fakat özellikle ev kadınları, dışarıda çalışmayı temelde erkeğin özelliği olarak görüyor.

Erkeklerin hafta sonları işe gitmek ya da akşamları geç saatlere kadar kalmak için bahaneler bularak iş saatlerini bilerek uzattıkları düşünülüyor. Bir kadın kocasının işini onun "metresi" olarak tanımlayarak bu baştan çıkartılmışlık durumunu dile getiriyor.

Mevcut işinden memnun olmayanlar, gençler ve yaşlılardan ziyade orta yaşlı girişimciler, profesyoneller, yöneticiler ve yüksek düzey bürokratlar kendilerini işe daha fazla vermekte, adeta işlerine gömülü bir yaşam sürmektedir.

İşe sığınma eğilimi, erkeklerin iş dünyasında başarı yolu ile kişisel meziyetlerini, becerilerini ve yeteneklerini sergilemeleri beklenen yüksek ölçüde rekabetçi bir toplumun kültürel bağlamında düşünülüp değerlendirilmelidir. Genel olarak Türkiye'de, özellikle de yeni orta sınıflar arasında, ev sahibi olmak, çocuklara iyi bir eğitim sağlamak ve dolayısıyla ailenin statüsünü yükseltmek büyük ölçüde kişinin işteki başarısından geçmektedir.

Erkekler çalışma yaşamında hem kişisel tatmin hem de iş tatmini aramakta ve bulmaktadırlar. Çalışma isteği aynı zamanda evin fazlasıyla kadınsı dünyasından ve kadınların ağır bastığı uydu kent ortamından kaçma arzusunu içermektedir.

Bir küçük işletme sahibi bu yönelimi açıkça dile getiriyor:

Ev kadının dünyasıdır. İş ise benim. İşte olmayı hep daha çok tercih ederim. İşyeri sadece bana ait, orayı kimseyle paylaşmıyorum. Evi sevmediğimden değil, ama iş beni hep çekiyor. Ofisimde evi anımsatan ya da ev ile ilgili hiçbir şey yok. İşime adeta tapıyorum.

Erkek evcimenliği evin özel yaşamında kadınlarla yapılan çeşitli pazarlıkları, uzlaşmaları ve çatışmaları içeriyor. Erkekler ev ve ev ile ilgili çeşitli faaliyetleri ağırlıklı olarak kadın dünyasına aitmiş gibi görme eğilimindedirler.

Başlıca istisnalardan biri evin ve eşyanın onarımıdır; erkekler marangozluk ve çeşitli kendin-yap tarzı işlere büyük ilgi duymaktadır. Uydu kent yerleşimlerinin genişlemesiyle birlikte, kendin-yap alet edevatı satan mağazaların sayısı hızla artmıştır. Nitekim bazı kadınlar, kocalarının hafta sonlarında bütün günü ellerinde aletlerle gezip onaracak eşya aramakla geçirdiklerini belirtmişlerdir. Orta yaşlı bir villa sahibi erkeklikle evdeki tamiratlar arasındaki ilişkinin ilginç bir değerlendirmesini şöyle yapıyor:

“Su, borular, ampuller, yakıt, benzin, garaj, bodrum, yani evin fiziksel olarak idaresi ile ilgili işler doğal olarak erkek işi. Evin ayakta tutulması bana gizli gizli derin bir gurur veriyor. Müstakil bir ev apartman dairesinin tersine erkeksidir. Karım evin üstyapısını güzelleştirirken, ben de altyapısını sağlam tutuyorum.”