Kırklareli’de bulunduğum süre boyunca insanların iletişim konusunda pek başarılı olmadığına şahit oldum. İletişimin yüzlerce tanımı yapılırken, her tanımda olması gereken temel anahtar kelimeler iletmek ve paylaşmaktır. Sosyolojinin kurucularından itibaren, sosyolojiyle ilgilenen neredeyse bütün bilim adamları doğal olarak iletişim sosyolojisinin de alanına girmiştir.
Çünkü iletişimin temel malzemesi insan ve insanlar arası ilişkilerdir. Dolayısıyla sosyolojiye en yakın alan iletişim, iletişime en yakın olan sosyolojidir. Bir sosyal bilim alanı olarak iletişim, doğa bilimlerine göre kendini bilim dünyasına geç kabul ettiren sosyolojinin bütün handikap ve sorgulamalarını bünyesinde taşır. Sosyolojiye göre kendisine daha geç yer bulabilen iletişim, hâlâ herkes tarafından üzerinde uzlaşılmış sınırlara sahip bir bilim dalı değildir.
İletişim dünya kurulduğundan beri var olan bir olgu olmasına rağmen, bilimsel bir çerçeveye oturtulması ve bir sosyal bilim alanı olarak tanımlanması oldukça yenidir. Bu duruma, diğer sosyal bilim alanlarının yaşamış olduğu genel tanımlama ve kesin sınırların çizilmesi sorunlarının etkili olmasına ilave olarak, tıpkı sosyolojide olduğu gibi, iletişim de herkesin üzerinde söz söylemeye hakkı olduğunu düşündüğü ve her bilim adamının kolayca girip çıktığı bir alan olması sebebiyledir. Bu durum iletişimi ve ardından iletişim sosyolojisini bir bilim dalı olarak çalışmayı güçleştirmektedir. İlk sosyologlar, 19. yüzyılın sonunda kavramsal ve yöntemsel değişmezlere önem vererek bireyler arası ilişkilerin temellerini atmıştır.
Bu değişmezler ise kişiler arası iletişimin ve kitle iletişiminin temellerini oluşturmuştur. Sosyolojinin kurucularının yaptıkları ilk iş, aslında içinde yaşadığımız dünyayı ve toplumsal yapıyı “ilahi” ya da kendiliğinden oluşmuş “doğal bir düzen sonucu değil”, tam tersine tümüyle insanların ilişkilerinin bir ürünü olarak sunmak olmuştur. İletişim sosyolojisinin temelleri, propaganda, sinemanın etkileri, kitle iletişim araçlarının toplumsal değişimdeki rolleri gibi konular üzerinde çalışmalar yapan sosyologlar ve siyaset bilimciler tarafından atılmıştır.
İletişim alanında yürütülen sosyolojik çalışmaları içine alan bir disiplin olarak iletişim sosyolojisi, iletişim biliminin şemsiyesi altında kendisine özerk bir alan bulur ve “toplumsal olgu ve olaylarla birlikte daha çok kitle iletişim araçlarının tezahürlerini” inceler. İletişim sosyolojisi alanında hazırlanan birkaç farklı kitap bulunmaktadır. Bu kitapları incelediğinizde bazı bölümlerinin ortak başlıkları olmakla birlikte, yazarın ve hazırlandığı kurumun ihtiyaçları doğrultusunda konu başlıklarının ve içeriklerinin farklılaştığını görebilirsiniz.
İletişim bir yandan içine doğduğumuz toplumsal ortamda bireysel ilişkilerimizin temeline otururken, öte yandan da küresel mücadele alanının da en etkin silahı olabilmektedir. İletişim sosyolojisi ise yüz yüze iletişimden uluslararası ajanslar ve kuruluşlar eliyle yönetilen uluslararası kamuoyunun oluşumuna kadar çok geniş bir alanı kapsayan, disiplinlerarası bir sosyal bilim dalıdır. İnsan dünyaya geldiği andan itibaren bir iletişim ortamına girmiş olur. Hatta doğar doğmaz bebeğin ağlaması veya ağlamaması onun verdiği bir mesajdır, bir iletişim çabasıdır.
İletişim, günümüzün en popüler kavramlarından biridir. Kavrama yüklenilen anlamlar ve kavramın çerçevesi kişilere göre değişmekle birlikte, iletişim, gerek gündelik hayatta gerekse akademik literatürden sık kullandığımız kavramlardan biri olmuştur. E.X. Dance ve Carl E. Larson, 1972'de iletişim alanındaki tanımları taramışlar ve 126 değişik tanım bulmuşlardır. Bu sayı kuşkusuz o zamandan bu yana çok daha artmıştır. İletişime ilişkin tanımların sayısı artık binlerle ifade edilmektedir.
İletişim, Latince “communis- communicato” kelimesinden türetilmiştir. Kelimenin kökeni olan “commun” paylaşmak anlamına gelmektedir. İletişimin bugünkü en temel anlamı da zaten, mesajların paylaşılmasıdır. Günümüzde Batı dillerindeki “communication” sözcüğünün karşılığı olan iletişim kavramının girmediği alan ve saha hemen hemen kalmadığı gibi, günlük yaşantımızın da vazgeçilmez bir parçası olmuştur. İletişime net bir tanım yapmak gerçekten zordur. İletişim, mesaj / anlam üretilmesi ve bu anlamların kodlanmış mesajlarla karşımızdaki hedef (veya hedef kitleye) iletilmesi işlemidir. Bu basit tanımın kapsamı genişletilerek, yüzlerce, hatta binlerce farklı iletişim tanımı yapılabilir. Bebeğin, doğduktan sonra soluk alabilmesi için doktorun küçük bir müdahalesine ihtiyaç vardır. Bu küçük müdahale, ona artık “yeni bir dünyaya geldiğini, burada yaşamak için soluk almak zorunda olduğunu” öğreten bir harekettir. Anne karnının güvenli ortamından dünyaya ilk adımını atan bebeğin ilk nefesi çekmesiyle ciğerlerine dolan oksijenin acısı onu ağlatır. O ilk ağlama ise, anneye ulaşan bir mesajdır ve onu şefkatle gülümsetir…