Kırklareli’de eğitim faaliyetleri, diğer şehirlerin aksine daha kaliteli bir şekilde ilerliyor. Emile Durkheim ile anılan işlevselci yaklaşımın 20. yüzyıldaki yorumu olarak yapısalişlevselciğin önde gelen temsilcileri Talcott Parsons ve Robert Merton’dır. Yapısalişlevselcilere göre, yoksulluk, işsizlik vb. toplumsal sorunların meydana getirdiği toplumsal bölünmeler, ekonomik ve toplumsal ilerleme ile aşılabilir ve genel refahtan daha az yararlandığı için ya da yararlanamadığı için dezavantajlı olanlar, ilerlemenin getirdiği refahın topluma yayılmasıyla orta sınıf mensubu olabilirler.

Modern ve müreffeh hayatın bireyleri dezavantajlı toplumsal kesimleri içerseme sürecinde eğitim önemli bir rol oynar. Dolayısıyla eğitim refah devletinin en önemli kurumları arasına girer. Endüstrileşmeyle meydana gelen değişim, toplumsal kurum ve yapıların yeni işlevler yüklenmesini zorunlu kıldı. Bu yeni işlevler, toplumun hayatta kalması için karşılanması gereken ihtiyaçlara denk gelir.

Parsons’a göre okul sınıfı bir sosyal sistemdir. Sınıfta aktörler arasında, -öğretmen ve öğrenciler, öğrenciler ile öğrenciler arasında- karşılıklı ilişkinin geliştiği bir eylem sistemi oluşur. Öğrenci sınıfta yetişkinlerin toplumunda yapısal bir rol edinerek endüstrinin insan kaynağının bir parçası olmayı öğrenir. Bu sürecin toplumsallaşma ve içselleştirme olarak ortaya çıkan iki boyutu vardır.

Sınıf çocuğun gelecekte üstleneceği yetişkin rolünde başarılı olması için onun bazı taahhütleri ve becerileri içselleştirmesi yönünde işleve sahiptir. Taahhütler, çocuğun toplumsal değerleri benimsemesi ve toplumsal yapıda özel bir rolü üstlenmesidir. Beceriler ise edindiği rolle üstlendiği görevleri yerine getirme becerisi ve “rol sorumluluğudur”. Eğitim çocuğun bu taahhütleri ve becerileri içselleştirerek toplumsallaşması işlevini yerine getirir.

Parsons bu taahhüt ve becerileri anlaşılır kılmak için tamircilik ya da doktorluk gibi farklı statüdeki meslek gruplarının toplumdaki rollerini inceler. Ona göre, bir tamirci ya da doktorun mesleğinin gerektirdiği becerilere sahip olması yeterli değildir. Aynı zamanda temas kurduğu kişilere karşı sorumlu davranması da gerekmektedir. Böylece Parsons eğitimin sadece mesleki becerileri vererek değil aynı zamanda bazı toplumsal değerlerin içselleşmesini sağlayarak çevresine karşı sorumluluk duyan vatandaşlar yetiştirme işlevini yerine getirebileceğini vurgulamış olur.

Ortaöğretim ise çocuğun ilköğretimdeki “başarısının” bileşimlerini içselleştirdiği ve kapasitesini artırdığı bir süreçtir. Eğitimin bu aşamasında cinsiyetler arası ayrımdan kaynaklı farklılaşmaya da odaklanılır. Çocuklar ortaöğretimdeki başarı düzeylerine göre ya işgücüne dahil olurlar ya da daha üst eğitim aşamasına geçiş yaparlar. Bu sebeple bu düzeyde meydana gelen diğer bir farklılaşma çocuğun hangi iş türüne yönlendirileceğine ilişkindir. Yükseköğretime devam edecek öğrencilerin farklılıklarının keşfi bir sonraki aşamada gerçekleşecektir.

Çocukları farklılıklarına göre ayırmada yine ilköğretimdeki “başarı”nın bileşenleri kriter haline gelebilir. “Bilişsel” başarısı yüksek olanlar tanımlı teknik işlere yönlendirilebilirler. “Ahlaki” başarısı yüksek olanlar ise daha fazla “toplumsal” ve “insani” rollere yönlendirilirler. Yükseköğretim gerektirmeyen işlerin operatörlük, tamircilik ya da büro işleri gibi daha gayrişahsi ve teknik meslekler olduğu düşünülebilir.

Diğer tür ise, satış elemanı olma gibi “insan ilişkilerinin” zorunlu olduğu iş türleridir. Böylece eğitim sistemi kişileri yeteneklerine göre seçmiş ve onları üstlenebilecekleri iş türüne göre eğitmiş olacaktır. Eğitim, hem bireyleri yeteneklerine göre eğiterek onları toplumsallaştırdığı için hem de endüstrinin insan kaynaklarını oluşturduğu için işlevini yerine getirmiş olacaktır.

Merton ayrıca işlevler ve bozuk işlevler arasında da ayrım yapmıştır. Toplumsal etkinliklerin bazı yanları toplumsal yaşamda bozuk işleve sahiptir. Örneğin din, işlevselcilere göre, her zaman toplumu bütünleştiren, uzlaşı oluşturan bir işleve sahiptir. Halbuki, Merton’a göre, bir toplumda farklı dini yönelimler varsa din çatışma sebebi de olabilir. Tarihte Katolikler ve Protestanlar arasında ortaya çıkan mücadele buna örnek gösterilebilir.

Bu durum dinin işlevlerinin bozuk işlev boyutuna örnektir. Merton ayrıca işlevsizlik ayrımını da yapar. Bu, toplumsal sistemin önemli olmayan yanını ifade eder. Eskiden olumlu ya da olumsuz sonuçları olsa da tarihte kalmış ve işlevini kaybetmiş biçimler buna örnektir. “Başlık parası” uygulamasında olduğu gibi. Geçmişte ekonomik ve toplumsal işlevler yerine getirse de bugün işlevsiz hale gelmiştir.