Basının politika aracı olarak önemi, bizzat Mustafa Kemal’in bir dönem gazeteci olarak çalışmasından anlaşılmaktadır. Ateşkes sonrası, silahı ve birliği olmaksızın İstanbul’da kalmaya mecbur edilen Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da Minber Gazetesini çıkarttı. Gazeteyi 1918 yılında en yakın arkadaşı Ali Fethi Bey (Okyar) ile birlikte (kendi adını gizleyerek) çıkarmıştır.

Ekim 1918’de Ahmet İzzet Paşa hükümeti tarafından Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Fethi Bey, bu kabinede bir aydan daha kısa süre dâhiliye nazırlığı (içişleri bakanlığı) yapmış; ancak mücadele yanlısı olduğu anlaşılınca azledilmişti. Mustafa Kemal, başında olduğu Yıldırım Orduları Grubu ve 7. Ordu Karargâhı lağvedildiği için Suriye’den İstanbul’a dönmüştür ve ülkenin içinde bulunduğu konular hakkında konuşma ve yazma gereği hissetmektedir. Oysa Mustafa Kemal’in asker kimliği politik olaylara girmesini ve aktif rol üstlenmesini engellemektedir. Bu nedenle Mustafa Kemal, Fethi Bey’in gazetesinde takma isimle köşe yazıları yazdı. Mustafa Kemal ayrıca “İleri” gazetesinde, yine takma isimle yazılar yazdı.

Minber Gazetesinde, İtilaf Devletleri kamuoyuna dönük, işgal ve hukuksuzluğu eleştiren yazılar çıkıyor; teslimiyet yanlısı Osmanlı hükümetini eleştiriliyor ve her sayıda Mustafa Kemal’i öven haberler yayınlanıyordu. Ancak, Mart 1919’da Fethi Bey “gizli örgüt yöneticisi olma” iddiasıyla sıkıyönetim tarafından tutuklandı.

İşkence gördüğü halde sır vermeyen Fethi Bey, tüm suçu üstüne aldı; arkadaşı hakkındaki suçlamaları inkâr etti ve İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü. Mustafa Kemal, Sultan Vahdettin’in eski yaveri olduğu için hakkındaki suçlamalar düştü. Mustafa Kemal, Mayıs 1919’da 9. Ordu Müfettişi göreviyle Anadolu’ya geçince, aktif gazetecilik dönemi de sona ermiştir (İnönü zaferlerinden sonra, İngilizler iyi niyet göstergesi olarak Fethi Beyi serbest bıraktılar).

Şubat 1919’da İstanbul’da ilan edilen sıkıyönetimin İstanbul basını üzerinde büyük baskı oluşturduğu, milli mücadeleyi desteklemenin ölümüne bir tercih haline geldiği de unutulmamalıdır. Fethi Bey’in başına gelenler ilk örnekler arasındadır. Ayrıca, Mart 1920’de İstanbul’un işgali üzerine “Bir Kara Gün” adlı makaleyi yayınlayan Süleyman Nazif ve Cenap Şahabettin sorgusuz sualsiz tutuklanıp Malta adasına sürgün edilmiştir.Bu dönemi anlatan önemli gazeteci-yazar Yakup Kadri’nin(Karaosmanoğlu) anılarını okuyabilirsiniz.

Dönem boyunca tüm basın, hem kendi düşünceleri yolunda halk desteği oluşturmak, hem de yabancı kamuoyunun ve hükümetlerin desteğini almak amacındaydılar. Savaşı destekleyen ve savaşa karşı çıkan gazetelerin yanı sıra, Amerikan mandasını savunan gazeteler, bir diğer grup olarak kabul edilebilir. Bu grubun akla gelen ismi, Halide Edip Hanım (Adıvar) idi.

Basının seslendiği yurtdışı odaklar Avrupa devletleri, ABD, Sovyetler Birliği ve Müslüman Asya toplumları idi. Milli Mücadele yanlısı basın, özellikle Hindistan’da yaşayan Müslümanlar üzerinde önemli ölçüde etkili oldu ve buradaki İngiliz propagandasını kırdı. Uzun vadede ise, İngiliz ve Fransız halklarının (özellikle işçi sınıfının) hükümetlerine karşı tepkisi güçlendi ve Anadolu savaşına yönelik kamuoyu desteği zayıfladı.

Kurtuluş Savaşı boyunca, Milli Mücadelenin sesini duyuran gazeteler kadar, 1920’de kurulan Anadolu Ajansı da bu konuda etkili oldular. Özellikle Anadolu’da gazeteciliğe yönelik yasal bir düzenleme imkânı bulunmayan bu dönemde, TBMM hükümeti de İstanbul Hükümeti de gazetecilere baskı yapmaktan çekinmiş; özgür tercihle destek aldıkları kanısını yaymak için çabalamışlardır. Doğrudan baskı yapmak, kriz ortamında hükümetlerin meşruluğunu şüpheli hale getirir, kısacası kamuoyu üzerinde ters etki yapar.

Dolaysıyla İstanbul’da kelle koltukta yayın yapan TBMM yanlısı basın varlığını sürdürmüştür (Tutuklamalar, doğrudan İngiltere’nin müdahalesiyle oluyordu). Anadolu’da ise, temelde Kurtuluş Savaşını destekleyen; ancak, Mustafa Kemal’i ve Ankara Hükümetinin uygulamalarını sert biçimde eleştiren, farklı yöntemler öneren veya TBMM’deki muhalif grupları destekleyen gazeteler günlük yaşamın parçasıydı. Milli Mücadeleye ve TBMM’ye kökten karşı çıkan gazeteler az sayıda bulunuyordu; ancak, okuyucudan itibar görmediler.