Ben yanmazdım bu kadar. Görünmez olmasaydım. Duvarların içerisinde yaptığım seyahatler içerisinde kaybolmasaydım.
Yolumu, yurdumu yahut kendimi kaybetmemiş olsaydım.
Sessiz çığlıklar biriktiriyorum artık içimde.
Ne kadar dışa vursam da bazı duyguları, hisleri zamanla anladım ki kimseler tarafından görülüp etmiyordu.
Bir kitapta geçiyordu, ama ben daha çok aynı kelimelerin geçtiği bir dizi sahnesinden hatırlıyorum. Kelimelere yeni anlamlar katalım diyordu yazar.
Anlam katacak kelimeler düşünmedim açıkçası.
Sadece bulunduğum durumun içeriğine yeni anlamlar katıp farklı bir boyuta geçirebildim.
Mesela bir anda bulunduğum karanlığı hapishaneye çevirdim.
Beni yiyip bitiren, onlardan kaçtığım hislerimi kendime dost edindim.
Farklı bir dünyaya geçtim apar topar.
Yanıma bir sırt çantası, eşya dahi alamadan.
Ben insanlara inancımı, güvenimi kaybettim.
Ben buradayken öğrendim insanların ne kadar aşağılık bir varlık olduğunu, tıpkı dünya denilen düzen gibi.
Yemin olsun, acınası halimi görüp utanmadan kendine yardım isteyen, bir şey yapmadığım zaman yüz çeviren insanlar bile gördüm.
Kitap ayraçlarını içerisine atıp yüzüne bakmadığım kitaplarımın içerisinde boğuldum, boyumu aşan dalgalarla.
Savruldum yalan değil. Böyle dört duvar arasında, aklını kaçırmış şekilde bir sağa bir sola deli danalar gibi koşturup durdum.
Acıktım. Yüreğim açlıktan sızlıyordu.
Oturmaktan adım atacak halim kalmıyordu zaman zaman. Gözlerim bir dolup bir boşalıyor, birden gökkuşağına dönerken ardından kara bulutları çağırıyordu.
Oturdum günün birinde dertlerimle baş başa.
Bağırıp durdum yüzlerine yüzlerine. Salın beni diye. Bırakın çıkayım şu kapısı sonuna kadar açık hapishaneden diye. Dinlemediler en başında.
Dinlemelerini de beklemiyordum açıkçası. Sakinleşmemi beklediler uzun süre. Ben onlar sustukça, onlar ayağıma prangalar vurdukça daha da dellendim. Yorgunluktan sızıp kalmışım gecenin kör bir vaktinde.
İnsan bastırdığı acının esiri olurmuş.
Çözümü buldum gibi bir şey oldu.
Bir aydınlanma geldi.
Açık kapıya doğru yöneldim.
Tanımadığım birini yoldan çevirdim.
Dedim falanca bakkalın falanca sahibine selam söyle o benim ne istediğimi bilir getir dedim.
Kırmadı sağ olsun getirdi.
Veresiye yazdırmış.
Gülümsedim sadece döndüm masama.
Döktüm içimi uzun uzadıya.
İşte o zaman dinlemeye karar verdiler beni. İşte o an o dakika benimle birlikte savaşmaya hazır oldular. Çok savaştık.
Çok kan döktük.
Çok aç kaldık.
Sonra ne mi oldu?
Sonrası karmaşık işte.
Olduğum gibi sakin biri değilim artık. Olduğum gibi rahat biri de değilim.
Karmakarışığım şu sıralar.
Hapishaneden çıktık çıkmasına da.
Orda kendimi unuttuğum için duvarların arkasında bocalayıp duruyorum. Yaza yaza kendimi bulmaya çalışıyorum.
Cevap bulacağımdan da hiç şüphem yok. Sadece yorgunum.
Suskunum da aynı zamanda. Sadece yazarken uzun cümleler kurmaktan kaçınmıyorum. Bir tek bu dünyada kendimi rahat hissediyorum.
Ama birde canlı kanlı görseniz beni. Soğuk oluşumdan konuşmayı sevmeyişimden dolayı benden kaçıp gidersiniz muhtemelen.
O kadar çok üzgünüm ki bir anda büyümüş olmaktan. İçimdeki çocuğa sahip çıkmamış olmamaktan. O kadar yorgunum ki.
Bunca mücadele verip başka bir karmaşıklığın içinde kendimi bulmaktan. Ama ne olursa olsun bu dünyadan alacaklarım var. Ve almadan da durmaya niyetim yok sanırım.