Realizm, dönemin akademik ve sosyokültürel sınırlamalarına karşı çıkışla başlar. Akademik sanatın sanatsal üretim sırasında sanatçıyı belirli sınırlar çerçevesinde faaliyet göstermeye zorlaması, yeni gerçeklik arayışlarını beraberinde getirir. Kırklareli’nde edebiyatla ilgilenen kişilerle akımlar üzerine sohbet ettik.


Realizm 1850’lerden itibaren önce resim alanında gelişmeye başlar. Gustave Courbet (1819-1877)’nin “Ornans’ta Cenaze” eseri realizmin çıkışı olarak kabul edilir. Bu resim etrafında gelişen tartışmalar yavaş yavaş realist kuramın da oluşmasına vesile olur. Tartışmanın ateşli ismi Champfleury (Jules François Felix Husson, 1821-1889)’nin Lettre a Mme Sand (Madam Sand’a Mektup) eseri gerçekçiliğin manifestosu niteliğindedir. Yazılarıyla Courbet’nin tanınmasını sağlayan da odur. Romanın günlük yaşamın fotoğrafı olması gerektiğine inanmıştır.


Barbizon Okulu 19. Yüzyılın ortalarında romantizmin doğaya kaçış ilkesinden filizlenen ancak onların melodramatik resimselliğine karşı çıkarak doğalcılığa yönelen bir sanat okuludur. Courbet gibi akademik geleneğe karşı çıkmışlardır.


Realizmin insanı çevreyle bir bütün hâlinde ele alan anlayışı kısa sürede edebiyatçılar arasında da yayılır. Courbet’nin resimdeki etkisini Gustave Flaubert (1821- 1880) roman sahasında bir adım öteye taşır. Fransız edebiyatıyla realizmi tanıştıran kişi olarak bilinen Flaubert’in başyapıtı Madam Bovary (1857), burjuva ahlâkını realist bir tutumla gözler önüne sermesiyle Fransız sanat çevrelerini derinden sarsar. Katı nesnelliği ile kadın doğasını ifşa etmeye çalışan bu roman, ahlak dışılık suçlamalarına maruz kalır.


Realizmin toplumsal geri planı olduğu gibi estetik bir geri planı da vardır. Stendhal ve Balzac romancılığının 1850 sonrası realist yazarlarına ve realizmin kuramlaşmasına katkısı büyüktür.


Stendhal, romanları için “Büyük bir yol üzerinde gezinen bir aynadır” ifadesini kullanırken gözleme verdiği öneme işaret eder.


İnsanlık Komedisi başlığında topladığı roman ve hikâyeleriyle klasik roman tekniğinin kurucuları arasında yer alan Balzac da realizmin ilk evresinde değerlendirilir. Balzac, eserlerini üç grupta toplama gayretindedir. Bunlardan ilki insan yaşamını ve toplumu oluşturan başat ilkeleri belirlemeye çalıştığı “çözümleyici-analitik” gruptur. İkincisi insan davranışlarını ve eylemlerini belirleyen sebepleri değerlendirme niyetinde olduğu “felsefi incelemeler”; sonuncusu ise insan davranışlarının bu defa sonuçlarına yönelen “töre incelemeleri”dir. Töre incelemelerini taşralı, askerî, kırsal gibi denek kişi, sahne ve mekânlar üzerinden yapacaktır.


Balzac toplumu ve insanı bir doğa bilgininin hayvan türlerini izah ettiği şekilde düşünür. Toplumsal ortamın insanın davranışları, karakteri üzerinde etki yaptığı düşüncesinden hareket eden Balzac, romanlarında geçecek olayların yaşanacağı yerlere, evlere, sokaklara gitmiş, görmüş ve notlar almıştır. İlgili dokümanları toplamak amacıyla Paris içinde uzun gezintiler, taşrada seyahatler düzenlemiştir. Ayrıca, gerektiğinde yetkili kişilere başvurmuş, onlardan roman konularıyla ilgili bilgiler almıştır. Gözleme verdiği önem nedeniyle Balzac’ın romanlarında, olayın geçtiği şehre, çevreye, yere ait tasvirler geniş yer tutar. Roman kahramanlarının yazar tarafından çizilen portreleri bir başka realist öğeyi oluşturur. Onların dış görünümleri uzun uzun tasvir edilir. Kısacası roman anlayışı ve kullandığı tekniklerle Balzac, realist yazarlar için bir çıkış noktası olmuştur.


Flaubert ve Goncourt Kardeşler’in romanlarını yazmadan önce ansiklopedilerden, kitaplardan, araştırma ve notlardan yararlandıkları, anlatacaklarının gerçekliğinden emin olmak için araştırma yaptıkları ve hatırı sayılır birer kütüphaneleri olduğu bilinir. Amaçladıkları nesnellik ve bilimselliktir. Bir bilim adamı titizliğinde, bilimsel yöntemler eşliğinde sağlam sonuçlara varmayı hedeflerler.


Realizmin çıkış eseri Madam Bovary’nin akım açısından önemi en küçük ayrıntısına kadar mantık silsilesini bozmadan karakterlerin ruh hâllerini ortaya koyması ve duyguya yer vermeyen sağlam nesnelliğidir. Realizmin ve tam anlamıyla natüralizmin ana temalarından biri olan burjuva eleştirisi ise hem bu romanın hem de Flaubert külliyatının vazgeçilmezleri arasındadır.


Flaubert bir romancının karakterlerini objektif bir şekilde müşahede etmesini, onların yaşadıkları ruh olaylarının içine girebilmesini ve objektif bir şekilde bu olayları tahlil etmesini istemiştir. Goncourt Kardeşler ise, romanı bilimsel terimlerle tanımlamışlar, onu tarih gibi düşünüp gerçek dokümanların kaydı olarak görmüşlerdir.


Realist edebiyata temel olan ilkeler:


Gerçeğin temel olması: Realistlerin gerçeği ise yaşanmış, elle tutulan, gözle görülen nesnel gerçeklerdir. Bu, realizmin dayandığı pozitivizm ilkesi ile ilgili bir durumdur. Pozitivizmin ilgi alanı maddedir. Sınanabilen, deneyler yoluyla elde edilen bilgiyi önceler ve metafiziği reddeder.

Nesnellik ilkesi: Pozitivizmin olay ve olguları nedensellik dairesi içinde, determinist bir yaklaşımla, bilimsel veriler doğrultusunda ele aldığı gibi realistler de malzeme olarak kullandığı toplumsal gerçekliklere bilim adamının nesnelliği ile yaklaşır.

İnsan tabiatı: Realizm evrensel insan tabiatına yoğunlaşır. İnsanın benliğine ait ilkel özellikler ön plana çıkarılır. Maddeye düşkünlük, arzular, cinsellik, açlık vb. insandan insana değişmeyecek değerler, determinizmin, nedenselliğin uygulanması için birebirdir. Realist eserlerde insan, çevre ve toplum içinde sunulur ve yukarıdaki değerlerle sınanır.

Gözlem ve betimleme: Realizm, edebi eserde anlatılacak olayların ve kahramanların gerçek hayatın birer yansıması olduklarını ortaya koymak ve sahihlik algısını güçlendirmek için insanı çevresiyle bir bütün içinde değerlendirir. Uzun ve ayrıntılı mekân tasvirleri realist romanın belirgin özelliklerindendir. Aynı şekilde insan mazisi, hâli ve geleceği yanında fiziksel ve sosyolojik tüm yönleriyle arada hiçbir bağlantı kopukluğuna izin verilmeksizin betimlenir.

Dramatik roman ve olay örgüsü: Realist yazarların betimlemeye ağırlık vermesi aksiyonun düşmesine ve olay örgüsünün romantik edebiyata göre geri plana itilmesine neden olur. Romantik dönem romanlarındaki girift olay örgüsüne realist romanlarda rastlamak pek mümkün değildir. Aynı zamanda yaşanmış olaylardan yola çıktıkları ve nesnel gerçekliğe bütünüyle uymak zorunda oldukları için muhayyile de zayıflar. Bunun yanında realist romanda betimlemeler aracılığıyla sahneleme, gösterme ve kahramanı davranış içinde tanıtma esastır.

Dil ve üslup: Realist yazarlar pozitivizmin bir neticesi olarak olayları ve kahramanlarını mantıksal bir boşluk bırakmadan ince ince işlerken dil işçiliğinde de titizlenir. Biçim ve içeriğin uyumlu olmasına dikkat eder.