Son günlerdeki gözlemlerine dayanarak bana anlatılmaya çalışılan her şeylerin gerçekten doğru olduğunu fark ettim. Benim için en önemlisi insanların bana karşı davranışlarını şekillendiren etkenin ben olduğumu fark ettim.
Yıllarca “Ben hep iyiydim ama insanlar bana karşı öyle değildi” diye kendimi yiyip bitirdim. Ama anladım ki insanlar kendilerine böyle davranılmasını istemiyormuş. Birine istemediği şekilde davranıp olumlu bir tepki beklemek boşaymış.
Aslında bu durum yıllar önce okuduğum bir hikayede özetlenmişti. Her şeyin bir zamanı vardır ya yıllar önce okudum ama anlamam gereken zaman bu zamanmış.
Kısaca hikayeden bahsetmek istiyorum. Kırklareli’de çok değer verdiğim bir büyüğüm anlatmıştı.
Hikaye şöyleydi; “Vakti zamanın da bir adam, bir başka binayla paylaştığı bahçesi olan bir evde yaşar. Bahçeler ortak, binalar ayrı.
Adam evinde işiyle o kadar meşgul ki, bir kez bile bahçeye dönüp bakmamış. Bahçe çer çöpten, ölmüş bitkilerden, tenekeden geçilmiyor. Bir gün yan binaya bir kadın taşınıyor, kadının evdeki ve kendi işleri bitince bahçe dikkatini çekiyor, bahçesini düzeltmeye karar veriyor.
Kadın kendi tarafındaki ölmüş bitkileri topluyor, yenilerini ekiyor, çimler seriyor, birkaç haftaya bahçesi mis gibi oluveriyor. Kadın kendi tarafındaki ölmüş bitkileri topluyor, yenilerini ekiyor, çimler seriyor, birkaç haftaya bahçesi mis gibi oluveriyor.
Aynı kendi bahçesi gibi cennete çeviriyor, mis gibi çiçekler, yemyeşil ağaçlar. Şans eseri bunu camdan gören adam bahçeyi çok beğeniyor. Adam bahçeden çok memnun yaşamaya devam ediyor. Birkaç gün kadın bahçeye yeniden çıkıyor, bahçeye farklı şeyler ekmek istiyor.
Kendi tarafına da adamın tarafına da farklı farklı ağaçlar dikiyor. Adamın tarafına ektiği ağaç şeftali ağacı olunca ipler kopuyor. Bu adamın hayatta en nefret ettiği şey şeftaliymiş meğer derhal kapısına dayanıyor kadının.
Bugüne kadar bir kez dahi iletişim halinde bulunmadığı bu kadına derhal o ağacı oradan sökmesini söylüyor. Kadın üzülüyor ama sessiz sedasız ağacı söküp atıyor. Madem istemiyor bir daha da ilgilenmem bahçeyle deyip asla onun tarafına ilişmiyor. Adamın bahçesi birkaç hafta içinde yeniden çöplüğe dönüyor.”
Hikayeyi ilk okuduğumda adamı hayatımdaki insanların, komşusunu da kendi yerime koydum. İnsanlar için yaptığım fedakarlıklar, çırpınışlarım… Ve en küçük hatamın görülüp yaptığım güzel şeylerin takdir edilmemesi.
Benim yaşadıklarımın kısaca özetlenmiş haliydi. Ben hikayeyi okur okumaz, adamın ne kadar kaba olduğunu düşündüm. İnsan bir teşekkür eder ya bu ne böyle diye çıkıştım.
Bende hikayedeki kadın gibi biriydim. İçimden geldiği için herkesin eli kolu, gözü kulağı oluyordum. Ama iş bana gelince sadece “Ben vardım” hikayeden sonra düşündüm. Kimse gel yanımda ol demeden gittim.
Zamanla anladım ki “Sınırlar”. Bahçede bir çit ya da benzeri bir şey yoktu. Adam teşekkür edebilirdi ama rica etmemişti ki. Sınırlar, kimse istemedikçe birinin bahçesine girmeye ve sırf siz istediniz diye düzenleyip teşekkür bekleme hakkınız yok.
Hayatımızdaki insanlara karşı bazı sınırlar belirlemeliyiz. Ve en önemlisi biz kendi sınırlarımızı koymalıyız. İlk olarak insanların sınırlarına saygı duyup aynı şeyi de onlardan beklemeliyiz. Hiç unutulması gereken diğer bir noktada karşınızdaki insanın size olan davranışlarını belirleyen kişi sizsiniz.
Siz karşı tarafa nasıl giderseniz, sınırlarını nasıl çizerseniz, onun sınırlarına ne kadar saygı duyarsanız geri dönüşü o şekilde alırsınız.