Kırklareli’de herkesin bir noktada birbirine benzemesi aslında tesadüf değil. Buna sosyolojide sosyal inşacılık kuramı diyoruz.

Sosyal inşacılık teorisine göre etrafımız hakkında bildiğimiz birçok şey tek başına gerçek değildir. Şeylerin gerçeklikleri ve varoluşları onlara ortak bir toplumsal anlaşma sonucunda bireyler tarafından gerçeklik atfedilmesidir. Kimliğimiz diğer insanlarla olan etkileşim ve toplumun beklentilerine karşı verdiğimiz tepkilerin toplamından oluşmaktadır.

Güçlü sosyal inşacılık, tüm gerçekliğin dil ve sosyal alışkanlıklara bağlı olduğu ve tüm bilginin toplumsal bir inşa olduğunu savunmaktadır. Yaklaşıma göre, muhakkak olan hiçbir gerçeklik yoktur. İnşacı yaklaşımın bu yönüne en çok yöneltilen eleştirilerden birisi doğal olayların sosyal etkisini dikkate almıyor oluşuna yöneliktir. Gerçeği aslolan gerçeklik üzerinden değil salt bireyin düşüncesi üzerinden açıklamaya çalışan bir teoridir.

Zayıf sosyal inşacılık, toplumsal yaratıların en nihayetinde köklü muhakkak gerçekliklere dayandığını başka hiçbir gerçekliğe dayanmadığını savunan inşacılık türüdür. Muhakkak gerçek dendiğinden açıklanması zor gelebilmektedir. Çünkü başka herhangi bir şey ile açıklanmayan bir durumu düşünmek bir hayli güç olmaktadır. Esasında muhakkak gerçekler sosyal anlaşma ile oluşturulan kurumsal gerçekliklerden ayrılmaktadır. Başka bir hakikate dayanmamaktadır. Örnek verecek olursak paraya biçilen değer insanların biçtiği değere dayanır kendinde bir değeri yoktur.

Peter L. Berger ve Thomas Luckmann sosyal inşacı yaklaşımın temsilcileridir. Gerçeklik onlara göre toplumsal bir inşadır ve inşa edilerek meşruiyet kazanmıştır. Birey karar alıcı pozisyonda bir fail olarak gerçekliğe meşruiyet kazandırır. Bu kapsamda Berger ve Luckmann çeperinden inşacılığın sentezci bir yaklaşımın ürünü olduğunu söyleyebilmekteyiz.