Suç korkusu: Suça ve suçla ilişkili sembollere yönelik korku ya da kaygı içeren duygusal bir tepkidir.

Suç korkusu insanı ve toplumları genel olarak psikolojik etkiler, insanların ve toplumların içe kapanmalarına, suç işleyip ceza görmemek için sosyalleşmelerini engelleyen bir süreçtir.

İnsanlar suç işleme korkularından dolayı da bazen suç işlerler veya toplum da meydana gelen yanlışlıklara veya aksaklıklara tepki göstermezler.

Toplum olarak bu korkuyu toplumu yöneten siyasiler veya bürokratlar kanunlar ve yönetmeliklerle de körüklemektedirler.

Çıkarılan yasa ve yönetmelikler bazen suçtan çok fazla ceza içermeleri de suç korkusuna sebep olmaktadır.

Suç korkusuna kapılan birey ve toplumlar içlerine kapanık, tepkisiz, korkak ve kaderine, verilene razı şekilde yaşamlarını sürdürme eğilimlidirler.

Ülkemiz de son zamanlarda devletin baskıları, aşırı cezalar, eğitim sisteminin yetersiz olması, ekonomik sıkıntılar, işini ve gelirini kaybetme korkusu, toplumsal dışlanma endişeleri, tarikatların yaygınlaşması, din adamlarının, dini olarak şahısları çeşitli hurafelerle korkutmaları, aç kalma korkuları, şiddet görme korkuları vb. gibi. Şeyler suç korkusunu artırmıştır.

Günümüz de uğranılan herhangi bir haksızlığa bile itiraz edilememekte insanların başta yasalar, yasa uygulayıcıları, toplumdaki kaba güce sahip olanların fütursuzlukları, ahlaksızlıkları bu korkuları tetiklemektedir.

İnsanlar herhangi bir protesto eylemine katılamamakta, korkmakta, haklarını aramak için bile bir itiraz dilekçesi vermeye çekinmektedirler.

Bu gibi korkular ve endişeler insanları içine kapatmakta, başarısız olmalarına sebep olmakta, ruhen de hasta durumuna sokmaktadır.

Son yıllarda ülkemiz de antidepresan ilaçların aşırı kullanımı da buna en büyük delildir.

Bundan, yaklaşık elli altmış yıl önce suç korkusu diye bir sorun yoktu veya çok azdı. Bunun sebebi aile yapılarının, büyük aile şeklin de olmaları, kişilerin sıkıştıkların da yardım alabilecekleri bir kurumun olması, sosyal ilişkilerin günümüze göre daha sıkı ve hoş görülü olmaları, mahalle kültürünün olması, toplumun daha hoş görülü olmasından dolayı korkular daha az durumdaydı.

Suç korkusu bireyleri etkilediği gibi toplumları ve devletleri de etkilemektedir, günümüz de yaşanan birçok şiddet ve kaosun birinci sebebi korkudan kaynaklanmaktadır.

Bireyler, çevrelerinden ve devletten korkmakta, tolum bireylerden ve devletten korkmakta, devlet bireylerden ve toplumda korkmakta bu şekilde gerek devlet gerek toplum ve en önemlisi de bireyler, kimse kimseye güvenmemekte, korku için de yaşamaya çalışılmaktadır.

Hatta bu korkular o kadar sıradan ve kanıksanmış durumdadır ki sebepleri araştırılıp çareler üretilmeye çalışılmadan sessiz sedasız tir tir titreyerek korku, panik için de yaşanılmaya çalışılmaktadır.

Benim öngörüm, toplum da oluşan hemen hemen tüm psikolojik rahatsızlıkların, tüm şiddet olaylarının, intiharların sebebi, suç korkusudur diyebilirim.

Bir ülkede nüfusun ekseriyeti antidepresan ilaç kullanıyorsa, alkol ve sigara tüketimi pik yapmış durumda ise, uyuşturucu kullanımı artmış ve çok küçük yaşlara kadar inmişse, akıl hastaneleri ve hapishaneleri doluysa, bu durumun başka bir izahı yoktur.

Bu durumun en büyük tedavisi veya çaresi aile yapısının kuvvetlendirilmesi, toplumsal hoş görünün oluşturulup yaygınlaştırılması, eğitim sisteminin yapıcı ve yaygın olmasının sağlanması, gücü elin de bulunduranların bu gücü kullanırken daha hoş görülü ve anlayışlı olmalarının sağlanması, kişilerin daha fazla bireysel olarak güvence altına alınmalarının sağlanmasıdır.

Toplumumuz da veciz bir deyim vardır. ‘’Korku dağları bekler’’ evet bekler ama o korku insanı da çileden çıkararak adeta bir suçlu, bir katil, bir canavar yapabilir.

Devlet olarak, toplum olarak ve şahıslar olarak biraz sakinleşmemiz, kendimizi dinlememiz, korkularımızın sebeplerini düşünmemiz, korkunun da ölüme çare olmadığını bilerek korkuyu üzerimiz den atmamız gerekmektedir.

‘’Düşündüğünü söylemekten korkmaya başladın mı kişi; düşünmekten de korkmaya başlar.’’

Vedat Türkali

Selam ve saygılarımla...