Depremin üzerinden günler geçti. Devletimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, gönüllülerimiz deprem bölgelerinde canını dişine takarak çalışmalarını sürdürüyor. Bizler de burada, tüm yaşananlardan uzak hayatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz.
Daha önce de demiştim ya depremden etkilenmeyenlerin içinde garip bir utanç duygusu var. Hepimiz utanıyoruz yaşamaktan. Öyle ya uykumuz geldiğinde uyumaktan, acıktığımızda yemek yemekten, üşüdüğümüzde ısınmaktan utanıyoruz.
Sohbet edebilmek, gülümseyebilmek de bizim için utanç meselesi. İnsan ısınırken, yemek yerken utanırmış meğer. Oturduğumuz yerden elimizden gelen tek şey deprem bölgelerinde yardıma ihtiyaç duyulan ürünleri duyurmak, gücümüz yettiğince toplama alanlarına bu ürünleri bırakmak ve kolileme/yükleme çalışmalarına yardım etmek.
Sabah işe gelip haberleri açıyoruz, gün boyunca başka işlerle ilgilenmek zorunda da kalsak, kulağımız hep haberlerde. İyi bir haber duymak istiyoruz. Bir kişinin bile enkazdan sağ şekilde çıkabilmesi bizim için öyle büyük bir umut oluyor ki. Bir süre gülümseyerek işimize devam ediyoruz.
Bir yandan da kötü haberler alıyoruz. Kızıyoruz, söyleniyoruz kendi kendimize. Olanlara değil. Bunların bu duruma gelmesine izin veren herkese kızıyoruz. Evet deprem kaçamayacağımız bir felaket. Önleyemeyeceğimiz, önüne geçemeyeceğimiz bir doğal afet. Fakat önlem alabileceğimiz bir şey aynı zamanda.
Ülkemizde deprem anında ve deprem sonrasında ne yapması gerektiğini bilen kaç kişi var? Gerçekten eğitebiliyor muyuz insanları? Bunu da geçtim, kaç müteahhit yasaya uygun evler yapıyor? Kaç evde gerçekten güvende oturabiliriz?
Bizim imar yasamız, yurt dışındaki uzmanların da incelemesi sonrasında tam not aldı. Yasalarda herhangi bir açığın bulunmadığını, uygulandığı takdirde deprem esnasında binaların çökmesi gibi bir sorunla karşılaşılmayacağı ifade edildi yurt dışındaki pek çok programda. Asıl sorunumuz ne biliyor musunuz? Biz imar yasalarını düzgün uygulamıyoruz. Çünkü insanlar, mutlaka bir kolaylık buluyor kendileri için.
Bir insan, nasıl onlarca hatta yüzlerce insanın canını bu şekilde hiçe sayabilir? Düşündükçe delirecek gibi oluyorum. Doğru mudur bilemiyorum fakat bu insanlar da kendilerini savunmaya başladı bile. ‘Sadece benim binam mı yıkıldı, benden hesap soramazsınız’ minvalinde cümleler özellikle sosyal medyada dönmeye başladı. Doğruluğundan emin olmadığım, teyit almadığım için bu konuda bir şey söyleyemiyorum ama böyle düşünen insanların var olduğunu biliyoruz içten içe.
Henüz dile getirmeseler bile içten içe böyle bir şeyi tekrarladıklarını biliyoruz değil mi?
Çünkü eğer biraz düşünselerdi, insan hayatı onlar için paradan biraz daha sadece biraz daha önemli olsaydı işlerini düzgün yaparlardı. Araya birilerini katarak, muhtemelen ‘işimizi halledersin’ adı altında rüşvet teklif ederek belki de tehditler savurarak bu onayları alıyorlar. Tüm dertlerimizin yanında ülkenin herhangi bir köşesinde bu tür insanların hala var olduğunu da biliyoruz.
Belki de köşeyi döndüğümüzde gördüğümüz inşaatta dönüyor bunlar. Bilemiyoruz. Hiçbir şeyden emin olamıyoruz. Emin olduğumuz tek bir şey var para, hiçbir şartta insan hayatından önemli değildir. Cepleri doldurmak, altınıza son model bir araba çekmek, lüks evlerde yaşamak hiçbir zaman hiçbir insanın bir nefes bile almasından değerli değil.
Böyle bir vebalin altına girebilmek nasıl bir vurdumduymazlıktır? İnsan düşünmeden edemiyor, bir insan bunu nasıl kabullenebilir, nasıl hesap gününden korkmaz? Her depremde ‘bize ders olsun’ diyoruz. Bize ders olsun. Artık ne kadar ciddiye alıyoruz bu dersleri?
Kaç sınav verdik, kaç yerde farklı farklı imtihanlara girdik hangisinden ders aldık ki. Gölcük depreminde hayatını yitiren, sevdiklerini kaybeden, evlerini kaybeden insanlar neden ders olmadı bize? Neden imar planı olması gerektiği gibi uygulanmadı?
Öncelikli temennimiz hala enkaz altında yaşam savaşı veren vatandaşlarımızın sağ salim kurtarılması. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza en yakın zamanda devlet eliyle destek olunması. Fakat tüm bunların yanında yıkılan binalarda imzası olan, binayı yapan, onay veren herkesin yargılanması. Bu süreçten sonra da imar planının hiçbir kaçarı olmadan uygulanması. Bunun zorunlu tutulması.
Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Başımız sağ olsun.