Bazen yakın uzaklık insanın hayatındaki en tarif edilemez ve en can sıkıcı şey olabilir.

Ama sadece öyle olması gerektiği için gerçekleşen bir durumdur.

Kimi zaman fazla yakın olmak da aşındırıcı olabiliyor.

Ara ara mesafeyi artırmak gerekebiliyor.

Bunun çeşitli nedenleri olabilir.

Örnek vermek gerekirse, kişi karşısındakinin gözünde iyice kendini alçaltmış ve/veya güçsüz düşmüş olabilir. Karşısındaki kişiye muhtaç olduğu izlenimini bırakmış.

Sürekli onu arayan ve onunla birlikte olmaya ikna etmeye çalışan kişi olmuş olabilir.

Bu durumda örneğin, kişinin yapabileceği en sağlıklı şey kendisini bir süre o diğer kişiden uzak tutması (ve başkalarıyla vakit geçirmesi) ve ona muhtaç olmadığı izlenimini verip gözündeki değerini artırmasıdır.

Şimdi diyeceksiniz, gerçek dostluklarda muhtaçlık, güçsüzlük gibi kavramlar olmaz.

Haklısınız tabii, olmaması lazım.

Ama ne yazık ki insan elinin altında olana belki de içgüdüsel olarak daha az değer veriyor.

Ama gerçek dostluk dediğimiz şey ne? Montaigne’nin Denemeler adlı eserinde dostluğu;

“En az iki yetişkin, özgür, bağımsız iki şahsiyet arasında kurulan ilintiler ve yakınlıklardır.”

şeklinde tanımlar.

Montaigne, gerçek dostluğu anlatırken “Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim; bildiğim için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm.

Ona iyilik etmeyi onun bana iyilik etmesinden daha çok istemekle kalmam; kendine her edeceği iyiliğin bana da iyilik olmasını isterim.

Bana en büyük iyiliği kendine iyilik ettiği zaman etmiş olur.’’ der.

Hz. Ali, gerçek dostluğu ‘’Dost, dostunu üç halde korumadıkça tam dost olamaz: düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümünden sonra.’’ Şekilden ifade eder.

Belki de o diğer kişiye zaman zaman elinin altında olmadığı izlenimini vermeniz gerekir.

Ayrıca tek dostunuz yoksa bu yapılacak en mantıklı şeydir.

Zira diğer türlü bir kişinin üzerine çok düşünce hem o kişi sizden sıkılır hem de diğer arkadaşlarınızlar aranızdaki mesafe artar.

Bir gün bu mesafenin fazla arttığını edersiniz.

Çevrenizdekilerin sayısının azaldığını görmek de uzun vadedeki olumsuz tarafı olacaktır, bir kişiye çok bağlanmanın.

Artık o iki insan arasındaki sınırların kesin ve kati olması, mesafenin ölçülemez hale gelmesidir... Görünmez duvarlar yükselir aniden, şaşırtır.

Sadece şairlerin ve yazarların dile getirmeye cesaret ettiği şeylerdir bunlar.

Edip Cansever’in de dediği gibi

“Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde

Beklesem hemen gelecek olduğun

Tam öyle olduğun

Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda

Kırık dökük de olsa yanımda

Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda

O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan

Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.”