Gün içerisinde karşılaştığımız çeşitli uyaranları beynimiz tıpkı bir sünger gibi emiyor.

Bilmiyorum bu durumda etkiyi nasıl en aza indirmeliyiz.

Mesela ben çocukluğumdan beri etrafımdaki insanların davranışlarından hep çok etkilendim.

Bunun sebebi tabii ki farklı olabilir ama çocukluğumda yaşadığım şeylerin bazılarının etkisi olduğunu düşünüyorum.

Bazı insanlar çocukluk travmalarının günümüzdeki kişiliğimizi de etkilediğini ileri sürüyor.

Türkiye Psikiyatri Derneği, travma sonrası stres bozukluğunu şöyle anlatıyor:

“Toplum içinde ruhsal travmaya yol açan olaylar çok yaygındır. Araştırmalar her iki kişiden birinin bu tür olaylarla hayatında en az bir kere karşılaştığını gösteriyor.

Ruhsal travmayla karşılaşma şansı herkes için eşit değildir. Suç oranının yüksek olduğu yerlerde yaşayanlar, başka ruhsal hastalığı veya alkol-madde bağımlılığı olanlar, askerler, polisler, itfaiye personeli olanlar korkutucu olaylarla daha sık karşılaşırlar.

Ruhsal travmalardan sonra en sık görülen iki hastalık: depresyon ve travma sonrası stres hastalığı kişiyi çok korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik duyguları yaratan olayların uzun süren ruhsal sorunlara yol açtığı biliniyor.

Ruhsal travmalardan sonra sık görülen rahatsızlıklardan biri depresyondur. Depresyonun en sık görülen belirtileri isteksizlik, halsizlik, moral bozukluğu, uyku ve iştah bozukluğu ve hayattan zevk alamamadır.

Depresyon ruhsal travmadan sonra ilk kez ortaya çıkabileceği gibi, daha önce depresyon geçirmiş kişilerde depresyonun tekrarlaması şeklinde de görülebilir.”

Bu travmaların aslında tüm yaşamınızı etkilediğinizin de farkındasınız değil mi?

Kaldı ki travma sadece çocukluk çağında yaşadıklarımız değil. Günümüzde de travmalara maruz kalıyoruz.

Bir de işin farklı bir boyutu da var ama bunu daha sonra açıklayacağım. Şimdi günümüzdeki travmalarımıza bakalım…

Öyle ki insanlar artık birbirine tahammülsüz bir seviyede. Hatta bazı yanlış davranışlarımızı da biraz önce bahsettiğim travmalarımızdan kaynaklandığını düşünüp üzerine gidip bir şey değiştirmiyoruz.

Birbirimize karşı o kadar kırıcıyız, o kadar kabayız ki.

Asla düşünmeden hareket ediyor, kendi çıkarlarımızı gözetiyoruz. Hayat zaten zorken bir de biz kendi kendimize engeller koyuyoruz.

Nicedir bu konu üzerinde düşünüyorum.

Kendi hayatımız üzerinde yaşadığımız her türlü sorunun acısını başkalarından çıkartıyoruz.

Biz, kendi istediğimiz gibi yaşarken insanların neler istediğini asla umursamıyoruz.

Bu tür durumlarda da tavrımız genelde ‘Ben böyleyim’ oluyor.

E karşımızdaki insan da olduğu gibi davranıyorsa çözümü nerede bulacağız?

Toplum içerisinde yaşamak, istesek de istemesek de bazı durumlarda kendimizden ödün vermemiz gerektiği anlamına geliyor.

Başkalarına göre yaşamak değil bu söylediğim şey.

Başkalarının da istekleri olduğunu göz önünde bulundurmak ve tercihlerimizi bu yönde ilerletmek. İnsan, iletişim halinde olduğu herkesle ortak bir noktada buluşabilir.

Eğer ortak nokta iki taraf için de yıpratıcıysa görüşmemeyi, konuşmamayı seçebilirler tabii ki. Fakat hem görüşmeye devam etmek istemek hem de canının istediği gibi davranmak ne tür bir insana yakışabilir ki?

Bizlerin en büyük sorunu başkası yok gibi yaşamak ama millet ne der sözünü de eksik etmemek. Eğer bir şeyi yapıyorsanız, alacağınız tüm tepkileri kabul etmiş olursunuz.

Bu tepkileri dinlemek, üzerine düşünmek ya da duymazdan gelmek de sizin elinizde.