Yazmak kadar güzel bir şey var mı bu hayatta. Yazarak tartışabilirsiniz, aşkınızı ilan edebilirsiniz öfkenizi kusabilirsiniz.
Bir tek sizin kağıdınızın ve kaleminizin bilmesini istediğiniz her şeyi yazabilirsiniz. Bir kitap bile yazabilirsiniz illa bir olay örgüsü olmak zorunda değil.
Söylemek istediklerinizi kendinizle konuşarak ya da belki dost bildiğiniz ama sizi her an yüzüstü bırakabilecek olan insanlarla değil de siz istediğiniz sürece size sırdaş olabilecek ve yaradılıştan sessizlik yemini etmiş kağıt ve kalemle paylaşmak daha iyidir.
Çok düzgün bir yazıya ya da iyi imla bilgisine sahip olmak zorunda değilsiniz. Sadece okuma yazma bilmeniz ve düşünmeniz yeterli.
Belki de şuan yazdıklarımı yıllar sonra biri okuyacak ve hayattı değişmese bile kendine bir yol arkadaşı bir sırdaş bulacak.
Ben hep yazarım. Her zaman evde değilsem ve yanımda kağıt kalem eksikse telefonuma, eğer çok yorgunsam bilgisayarıma.
Eğer yazmasaydım belki de çoktan insanlardan kendimi soyutlamıştım.
Aslında bazı şeyleri kafamda oturtabilsem sağlam senaryolar,hikayeler çıkarırım da işte işler bir süre sonra sarpa sarıyor, toparlayamıyorum.
Bu bir lanet mi yoksa şükür mü etmeliyim? Bütün bu kafamdan geçenler yazabilmem. Ya yazamasaydım ? kafamın içinde dönüp dursaydı bütün bu düşünceler.
Bir de böyle eski yazdıklarımı bulunca içim bir tuhaf oluyor “ vay arkadaş neler yaşamışım, hayatımda kimler varmış” deyip eski günler hatırlayıp bazen hüzünlenip, bazen seviniyor insan.
‘Bir Yeryüzü Tanığı’ olan İlhan Berk, “Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz” demiş.
Ve devam eder yazmak yaratıcı için öldürmektir diyen Berk,
“Yaşadığını, bu dünyada olduğunu, bir çiçeğe dokunduğunu, bir yüzü yazdığını, bir kentten geçtiğini, bir çeşmeyi açtığını, bir bulutun yerini değiştirdiğini, bir göğü boyadığını onlar tanıklık etmeyecek midir? Dünyayı bir listeye geçirmemiş midir? O çizmemiş midir bir bir altlarını? Öyleyse? Yürüyüp geçmelidir önlerinden. Yaptığı da odur zaten. Durduğu oluyorsa, bakıp hemen geçemiyorsa, niçin onun büyümediğini, çoğalmadığını görüyorsa, kabahatin büyüğünü kendinde buluyorsa, bunda yalnız da değildir. Beklemek ona vergidir. Paylaşma da, çoğalma da beklemek te vardır. Gömütü daha yerin dibine inmemiştir, köklerini salmamıştır, yeni yağmurlar, yeni güneşler gereklidir. Onun gibi nice gömütçü beklememiş midir? “Benden sonra tufan!” diyebilir mi hiç? Bir dünyayı gömmüştür ya, yetmelidir bu ona.
Yazmak böyle bir şeydir işte yaratıcı için. Hep bu soruları, hep bu yanıtları taşır içinde. Yazmak, bunun için öldürmektir. Ya da ben, bunu anlıyorum yazmaktan” (İlhan Berk Milliyet Sanat, 28 Mayıs 1976, Sayı 186)
Neden mutlu insan yazmaz?
Bence iki sebebi var.
Birincisi mutlu insanın yazmaya vakit bulamaz.
Sevdiği insanlar yanındadır. Onlara zaman ayırır.
İkincisi kimse bir insanın neden mutlu olduğunu, nasıl kimle mutlu olduğunu merak etmez.
Çünkü kendi zaten mutsuzdur.
Diğer insanların mutluluğu onu ilgilendirmez.
Bir de siz hiç mutlu son sonların tuttuğunu, mutluluk hikayelerinin en çok satan kitaplardan, en çok izlenen filmlerden, dizilerden, ödül alan hikayelerden olduğuna rastladınız mı?
Belki on parmaktan ikisi o da belki he şimdi bu saatte bana istatistik yaptırmayın.
Bu yazımın içinde yer alan çoğu ifade yıllar önceki bene ait. O zamanlarda sadece hüznünü, siniri, nefretini kağıda kusan ben, mutluluk için mutluluğu yazmayı öğrendim.
Yok etmek için değil de yeşertmek için yazacağınız ve yaşayacağınız bir hayatınız olması dileğiyle.