Hayat ne kadar garip değil mi? Belki de bunu söyleyen kaç milyonuncu insanım.


Biz insanlar garip olduğumuz için hayatta gariptir.

Önce bir sürü söz veriyoruz, söylenmesi büyük cesaret ve sorumluluk gerektiren sözler söyleyip sonra da arkamıza bile bakmadan çekip gidiyoruz, verdiğimiz sözleri tutmadan

Neden böyle yapıyoruz? Bunu tuvaletlerdeki yazılar gibi düşünelim “Bulmak istediğiniz gibi bırakın” Pratikte farklı şeyler olsa da mantıkta aynı şey baktığımız zaman…


Sen sevdiğin birileri tarafından kırılmak istemiyorsan, sana verilen sözlerin tutulmasını istiyorsan sende seni sevenleri kırmayacaksın, verdiğin sözleri tutacaksın.

Şimdi gelelim her iki konunun da pratiğine.


Herkes ‘Benden önce gelen temiz bırakmamış ben mi uğraşacağım’ diyerek önemsemiyor.

Bizde beni kıran kırdı.

Kimse bana verdiği sözleri tutmadı ben mi tutacağım deyip bizi seven, değer veren insanları, bizi sevmeyen, değer vermeyen insanlar için bir kenara bırakıyoruz.

Hangimiz kaybolan yıllarını istemedi, hangimiz İstanbul’a benzetmedik kalbimizdeki kişiyi.

Hangimiz istemedik batsın bu dünya hangimiz hiç ulaşamayacağımız kişilere aşık olmadık.

Hangimiz gözlerine teslim olmadık aşık olduğumuz kişinin, hangimiz teşekkür etmedik geçirdiğimiz güzel günler için hangimiz sevmedik çılgınlar gibi…

Bu insanlar duygularını dile getirmek için cesareti ve yeteneği olanlar.

Daha nice büyük aşkalar var küçük bir kasabanın dar sokaklarında, büyük bir şehrin kenar mahallerinde saklanan ve sırasını bekleyen…

İnsanların arasındaki bağın zihin ve kalp gibi soyut şeylerden oluşması bu durumu daha da zorlaştırıyor.


Biz insanoğlu göremediğimiz şeylere sahip çıkmakta veya değer vermekte iyi değiliz.

"Bir insanla aramızdaki bağlar sadece zihnimizde mevcuttur” diyen Marcel Proust Albertine Kayıp isimli kitapta kısım kısım bu konuya değinmiştir.

İnsan psikolojisine, psikoloji biliminden çok daha derinlemesine nüfuz eder.

“Hafıza zayıfladıkça bu bağları gevşetir;

kanmak istediğimiz ve başkalarını aşk, dostluk, kibarlık adına, herkes ne der korkusuyla veya görev duygusuyla inandırdığımız hayale rağmen, tek başımıza var oluruz.

İnsanoğlu kendi dışına çıkamayan, başkalarını ancak kendi içinde tanıyabilen ve aksini iddia ettiğinde yalan söyleyen bir yaratıktır."

"Ama tecrübe dediğimiz şey, kişiliğimizin bir özelliğinin kendi nazarımızda açıklık kazanmasından ibarettir.

Bir insanın tecrübelerinden yararlanması her zaman mümkün olmayabiliyor.

Bazı durumlarda tecrübemiz bize daha sakin, daha ılımlı olmamızı tembihlerken bazı durumarda bunun aksini yaşıyoruz.

Kötü tecrübelerimiz hayatımıza yön veriyor.

İşte bence sorun bu durumda ortaya çıkıyor.

Kötülük yapmak istemek değil bu.

Bize yaşatılan kötü şeyleri tekrar yaşayacak olma ihtimalimizin varlığı bile tetikliyor bence bu durumu.

Bu kişilik özelliği doğal olarak tekrar ortaya çıkar.

Üstelik bir kez sergilemiş olduğumuz için, daha güçlü bir biçimde ortaya çıkar.

İlk seferinde bizi yönlendirmiş olan güdü, hatıranın çeşitli telkinleriyle pekişir.

Bireyler açısından ( hatta yanılgılarında ısrar eden, giderek daha ağır hatalara düşen uluslar açısından) kaçınılması en zor hırsılık, kendinden çalmaktır.”

Bence yapılabilecek en iyi şey hatayı unutup o hatadan çıkarttığımız dersi sırtımızda ve zihnimizde taşımak olacaktır.

Mutlu günler.